<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Kur`An-i Kerim]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 22:29:22 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Herkes akıllı olsa veya aklını kullansa ne olur?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-herkes-akilli-olsa-veya-aklini-kullansa-ne-olur</link>
			<pubDate>Thu, 14 May 2026 20:27:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-herkes-akilli-olsa-veya-aklini-kullansa-ne-olur</guid>
			<description><![CDATA[Herkes akıllı oĺsa veya aklını kullansa ne olur?<br />
Herkes akıllı olsa veya aklını kullansa,cehennem denen yer boş kalır. Fakat ya akıllı değildir kişi yada aklını kullanmaz bunun için ceza ve azap var. Kur-an ve sünnet-i seniyye hakikatleri söylüyor ama herkes inanmıyor. Işte bunun için kurtulamıyorlar,kurtulamayalar azap ve cezadan. Keşke hepimiz akıllı olsak yada aklımızı kullansak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Herkes akıllı oĺsa veya aklını kullansa ne olur?<br />
Herkes akıllı olsa veya aklını kullansa,cehennem denen yer boş kalır. Fakat ya akıllı değildir kişi yada aklını kullanmaz bunun için ceza ve azap var. Kur-an ve sünnet-i seniyye hakikatleri söylüyor ama herkes inanmıyor. Işte bunun için kurtulamıyorlar,kurtulamayalar azap ve cezadan. Keşke hepimiz akıllı olsak yada aklımızı kullansak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuranda hırsızlık yapmanın cezası ayeti]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kuranda-hirsizlik-yapmanin-cezasi-ayeti</link>
			<pubDate>Thu, 08 Jan 2026 21:24:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35311">Araf179</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kuranda-hirsizlik-yapmanin-cezasi-ayeti</guid>
			<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, Kuranı Kerim adlı sayfa meali ve tefsiri,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Maide Suresi 38.Ayet:</span> Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tefsir:</span> Hırsız bu suçu ilk defa işlemişse fakihlerin çoğunluğuna göre sağ eli bileğinden kesilir. Suçun tekrarı halinde verilecek ceza konusunda hukukçular farklı görüşlere sahiptirler: Hz. Ali, Hz. Ömer ve Ebû Hanîfe’ye göre suçu ikinci defa işleyen hırsızı te’dip için hapis ve sopa cezası uygulanır fakat eli veya ayağı kesilmez. Çoğunluğa göre ise ikincisinde sol ayağı kesilir (İbn Âşûr, VI, 192).<br />
--------------------------------------------------<br />
Diyanet işleri başkanlığının kurandaki hırsızlık ayetinin mealini ve tefsirini yanlış ve eksik yapmıştır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allahın hırsızlık yapanın ellerini kesin demesi aslında ellerine kesik atın(kesik çizgisi) demesidir.</span>aynı zamanda ellerini hırsızlıktan engelleyin,alıkoyun anlamındadır.<br />
Allah, hırsızlık yapanın ellerini bilekten kesin dememiştir.aynı zamanda ayaktan ise hiç bahsetmemiş tir dolayısıyla diyanetin tefsirde ayaktan bahsetmesi yanlıştır.Allahın dediği olur,Allah ne demişse onun doğru olarak tercüme edilmesi gerekir.tefsirde geçmişteki bazı dini bilgisi olan şahsiyetlerin sözlerini örnek olarak göstermesi yanlıştır çünkü onlarda yanlış anlayıp yanlış söylemiş olabilirler.dini hükümlerde yanlış bilgi verip yanlış uygulamaya sebep olmak yada yanlış inanca sahip olunmasına sebep olmak büyük günahtır.<br />
Hırsızlık yapan insanın eli, diyanetin dediği gibi kesilirse eğer insan artık çalışamaz hale gelir.ayni zamanda engelli duruma düşer.bir insan hırsızlık yaptı diye elinin uzvu kesilmez, bu durumda insan ellerini kullanamaz hale geleceği için gene hırsızlık yapmak zorunda kalır.ayrica insan eli bilekten kesildiğinde kan kaybından ölür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan eliyle abdest alır ve namaz kılar.eliyle çalışır ve para kazanır.</span>bir insan hırsızlık yaptı diye ellerinin uzvunu koparmanin sonucunda insan, hayatı boyunca zorluk çeker dolayısıyla böyle bir suçun cezası kesinlikle tüm hayatı boyunca zorluk çekmesine sebep olmamalıdır.bu büyük bir kul hakkıdır.bu büyük bir acımasızlıktır.diyanetin insanların birbirini affetmesi gerektiği ile ilgili ayetlerden ve hadisi şeriflerden bahsetmesi gerekir.Allah bağışlayıcıdır ve tövbe edip durumlarını düzelten insanları sever.kuran, uluslararası bir kutsal kitaptır ve tüm milletleri ilgilendirir.dünyanın herhangi bir yerindeki bazı dini gruplar meali yanliş anlayıp aynı şekilde uygulamada bulunabilirler bu çok büyük günah olmakla beraber dini ve toplumsal sorunlarada sebep olur.<br />
İnternette araştirma yapildiğinda araştirmacilar, Bayraktar Bayraklı - Mehmet Okuyan - Sadık Türkmen'nin görüşlerini bulabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, Kuranı Kerim adlı sayfa meali ve tefsiri,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Maide Suresi 38.Ayet:</span> Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tefsir:</span> Hırsız bu suçu ilk defa işlemişse fakihlerin çoğunluğuna göre sağ eli bileğinden kesilir. Suçun tekrarı halinde verilecek ceza konusunda hukukçular farklı görüşlere sahiptirler: Hz. Ali, Hz. Ömer ve Ebû Hanîfe’ye göre suçu ikinci defa işleyen hırsızı te’dip için hapis ve sopa cezası uygulanır fakat eli veya ayağı kesilmez. Çoğunluğa göre ise ikincisinde sol ayağı kesilir (İbn Âşûr, VI, 192).<br />
--------------------------------------------------<br />
Diyanet işleri başkanlığının kurandaki hırsızlık ayetinin mealini ve tefsirini yanlış ve eksik yapmıştır.<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allahın hırsızlık yapanın ellerini kesin demesi aslında ellerine kesik atın(kesik çizgisi) demesidir.</span>aynı zamanda ellerini hırsızlıktan engelleyin,alıkoyun anlamındadır.<br />
Allah, hırsızlık yapanın ellerini bilekten kesin dememiştir.aynı zamanda ayaktan ise hiç bahsetmemiş tir dolayısıyla diyanetin tefsirde ayaktan bahsetmesi yanlıştır.Allahın dediği olur,Allah ne demişse onun doğru olarak tercüme edilmesi gerekir.tefsirde geçmişteki bazı dini bilgisi olan şahsiyetlerin sözlerini örnek olarak göstermesi yanlıştır çünkü onlarda yanlış anlayıp yanlış söylemiş olabilirler.dini hükümlerde yanlış bilgi verip yanlış uygulamaya sebep olmak yada yanlış inanca sahip olunmasına sebep olmak büyük günahtır.<br />
Hırsızlık yapan insanın eli, diyanetin dediği gibi kesilirse eğer insan artık çalışamaz hale gelir.ayni zamanda engelli duruma düşer.bir insan hırsızlık yaptı diye elinin uzvu kesilmez, bu durumda insan ellerini kullanamaz hale geleceği için gene hırsızlık yapmak zorunda kalır.ayrica insan eli bilekten kesildiğinde kan kaybından ölür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan eliyle abdest alır ve namaz kılar.eliyle çalışır ve para kazanır.</span>bir insan hırsızlık yaptı diye ellerinin uzvunu koparmanin sonucunda insan, hayatı boyunca zorluk çeker dolayısıyla böyle bir suçun cezası kesinlikle tüm hayatı boyunca zorluk çekmesine sebep olmamalıdır.bu büyük bir kul hakkıdır.bu büyük bir acımasızlıktır.diyanetin insanların birbirini affetmesi gerektiği ile ilgili ayetlerden ve hadisi şeriflerden bahsetmesi gerekir.Allah bağışlayıcıdır ve tövbe edip durumlarını düzelten insanları sever.kuran, uluslararası bir kutsal kitaptır ve tüm milletleri ilgilendirir.dünyanın herhangi bir yerindeki bazı dini gruplar meali yanliş anlayıp aynı şekilde uygulamada bulunabilirler bu çok büyük günah olmakla beraber dini ve toplumsal sorunlarada sebep olur.<br />
İnternette araştirma yapildiğinda araştirmacilar, Bayraktar Bayraklı - Mehmet Okuyan - Sadık Türkmen'nin görüşlerini bulabilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ilahi adalet ne için tecelli edecektir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ilahi-adalet-ne-icin-tecelli-edecektir</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 18:44:39 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ilahi-adalet-ne-icin-tecelli-edecektir</guid>
			<description><![CDATA[Ilahi adalet ne için tecelli edecektir? Kur'an ayetlerinde bildirilen, zerre kadar kötülüğün ve zerre kadar iyiliğin ilahi adalet tecelli ettiğinde vuku bulan her amelin bir ceza veya bir ödül ile karşılanacağı bildirilmiştir. Bizde şu şekilde anlamalıyız, bize bir kötülük yapılsa, kötülüğü yapan cezasız kalsa, bu durum hoşumuza gidermiydi? Tabiki kendimize yapılan kötülük,cezasız  kalsa ,bu durum hoşumuza gitmez. Peki yaptığımız bir iyilik mükafatı olmasa, bu durum hoşumuza gider mi? Tabiki hoşumuza gitmez. Demekki hem kötülük  cezalandırılmalı, hem iyilik mükafatlandırılmalıdır. Aşağıdaki ayetlerde bunu göreceğiz.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim 99:7Zilzal<br />
-----------<br />
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ<br />
Fe men ya’mel miskâle zerretin hayren yereh(yerehu).<br />
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim 99:8Zilzal<br />
-----------<br />
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ<br />
Ve men ya’mel miskâle zerretin şerren yereh(yerehu).<br />
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.<br />
<br />
Amenerrasulü Okunuşu:<br />
<br />
"Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
Âmenerrasülü bimâ ünzile ileyhi min Rabbihî vel mü’minûn. Küllün âmene billâhi ve melâi- ketihî ve kütübihî ve rusulih. Lânüferrigu beyne ehadin min rusulih. Ve kâlü semi’nâ ve eta’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykelmasîr.<br />
Lâ yü- kellifullâhü nefsen illâ vüs’ahâ. Lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet. Rabbenâ lâtüâhiznâ innesinâ ev ehta’nâ. Rabbenâ velâ tahmil aleynâ isran kemâ hameltehû alellezîne min kablinâ. Rabbenâ velâ tühammil- nâ mâ lâtâkatelenâ bih. Va’füannâ. Vağfirlenâ. Verhamnâ. Ente Mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirin. (Bakara suresi, 285/286"<br />
<br />
<br />
Amenerrasulü Anlamı"<br />
<br />
"Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene îman etti, mü’minler de (îman ettiler). Her biri Allâh’a, meleklerine, kitaplarına, pey- gamberlerine îman ettiler. “Allâh’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayı- rım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş, Sanadır” dediler.<br />
Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et. Âmin. (Bakara suresi, 285/286)"<br />
<br />
“Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edici değiliz” (İsrâ: 17/15)<br />
<br />
Nahl Suresi, 90. ayet: Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.<br />
<br />
Ilahi adalet ile ilgili daha çok ayet aşağıdadır.<br />
► Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz günden korkup sakının. Sonra her nefse kazandıkları eksiksiz olarak verilecek ve onlar zulme de uğramayacaklardır.(2/Bakara 281)<br />
<br />
► (Vuku bulacağında) şüphe olmayan o gün için kendilerini topladığımızda (hâlleri) nice olur? Sonra her nefse kazandığı eksiksiz verilir; onlar zulme de uğramazlar.(3/Âl-i İmran 25)<br />
<br />
► Bu (ayetler), sana okuduğumuz Allah’ın hak olan ayetleridir. Allah, âlemler için zulüm/haksızlık dilemez.(3/Âl-i İmran 108)<br />
<br />
► Onların bu dünya hayatında yapmış oldukları infakların misali, soğuk ve kavurucu bir rüzgârın misali gibidir. (Masiyetlerle) nefislerine zulmeden bir topluluğun ekinine isabet etmiş ve (ekini) helak etmiştir. Allah (onları cezalandırmakla) onlara zulmetmedi. Lakin onlar (masiyetlere dalıp helakı hak etmekle) kendi kendilerine zulmediyorlardı.(3/Âl-i İmran 117)<br />
<br />
► Hiçbir peygamberin (vahyi gizlemesi ya da ganimet mallarından çalarak) ihanet içinde (olması) söz konusu olamaz. Kim de ihanet içinde olursa Kıyamet Günü ihanetiyle birlikte (Allah’ın huzuruna) gelir. Sonra her nefse kazandığı, karşılıksız verilir ve onlar zulme de uğramazlar. (3/Âl-i İmran 161)<br />
<br />
► Bu (ceza), ellerinizle (yapıp) takdim ettiğinizin karşılığıdır. Allah, kullarına karşı zalim değildir.(3/Âl-i İmran 182)<br />
<br />
► Şüphesiz ki Allah, zerre ağırlığınca dahi zulmetmez. Şayet bir iyilik yapılmışsa onu kat kat fazlalaştırır ve kendi yanından büyük bir ecir verir.(4/Nisâ 40)<br />
<br />
► Nefislerini temize çıkaranları görmedin mi? (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah dilediğini temize çıkarır. Ve onlar kıl kadar da olsa zulme uğramazlar.(4/Nisâ 49)<br />
<br />
► Kendilerine: “(Savaştan) elinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin mi? (Savaşın farz kılınması için ısrar ediyorlardı.) Savaş onlara farz kılınınca da onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkmaya ve: “Rabbimiz! Niçin bize savaşı farz kıldın? Bize yakın bir zamana kadar mühlet verseydin ya!” demeye başladılar. De ki: “Dünya metaı azdır. Ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Ve size kıl kadar dahi zulmedilmez.”(4/Nisâ 77)<br />
<br />
► Erkek ve kadınlardan kim mümin olarak salih ameller yaparsa bunlar, cennete girerler ve kıl kadar da olsa zulme uğramazlar.(4/Nisâ 124)<br />
<br />
► Kim bir iyilikle (Allah’ın huzuruna) gelirse ona, on katı karşılık verilir. Kötülükle gelene ise misliyle mukabele edilir. Onlar zulme de uğramazlar. (6/En'âm 160)<br />
<br />
► Bu, ellerinizle (yapıp) takdim ettiğinizin karşılığıdır. Şüphesiz ki Allah, kullarına zulmeden değildir. (8/Enfâl 51)<br />
<br />
► Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve (cihad için tahsis edilmiş) besili atlar hazırlayın. Onunla Allah düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği (gizli düşmanlarınızı) korkutursunuz. Allah yolunda infak ettiğiniz her ne varsa, size eksiksiz ödenir ve siz zulme de uğramazsınız. (8/Enfâl 60)<br />
<br />
► Onlara kendilerinden önce (yaşamış olan) Nuh, Âd, Semud, İbrahim kavimlerinin, Medyen ahalisi ve (yerleşim yerlerinin altı üstüne getirilmiş/çevrilmiş) Mu’tefikat’ın haberleri gelmedi mi? Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (9/Tevbe 70)<br />
<br />
► Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. İman edip salih amel işleyenlere mükâfatlarını adaletle vermek için ilk defa yaratan, sonra (dirilterek) tekrardan yaratacak olan hiç şüphesiz ki O’dur. Kâfirlere gelince, kâfir olmaları sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.(10/Yûnus 4)<br />
<br />
► Doğrusu Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar, kendilerine zulmetmektelerdir.(10/Yûnus 44)<br />
<br />
► Her ümmetin bir resûlü vardır. Resûlleri, onlara geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir. Onlar, zulme de uğramazlar.(10/Yûnus 47)<br />
<br />
► Zulmeden herkes, şayet yeryüzünde bulunanların tamamına sahip olsa, azaptan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdi. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlerler. Aralarında adaletle hükmolunur ve onlar zulme de uğramazlar.(10/Yûnus 54)<br />
<br />
► Biz, onlara zulmetmemiştik; fakat onlar, kendilerine zulmetmekteydiler. Rabbinin (helaka dair) emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da dua ettikleri ilahlarının onlara hiçbir faydası olmamıştı. (Evet,) onlara yıkım ve hasardan başka bir katkıları olmamıştı. (11/Hûd 101)<br />
<br />
► Şüphesiz ki Rabbin, hepsine amellerinin karşılığını eksiksiz verecektir. (Çünkü) O, onların yaptıklarından haberdardır.(11/Hûd 111)<br />
<br />
► Belde halkı, ıslah edicilerken, Rabbin (sırf) zulmetmek için onları helak edecek değildir. (11/Hûd 117)<br />
<br />
► (Nefislerine zulmedenler) kendilerine meleklerin ya da Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendilerine zulmetmekteydiler. (16/Nahl 33)<br />
<br />
► O gün her nefis gelir ve kendisi için uğraş verir. Ve her nefse yaptıklarının karşılığı tastamam/eksiksiz verilir. Ve onlar zulme de uğramazlar.(16/Nahl 111)<br />
<br />
► Yahudi olanlara, daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (16/Nahl 118)<br />
<br />
bk. 6/En’âm, 146<br />
<br />
► O gün, her insan topluluğunu imamlarıyla çağırırız. Kime de kitabı sağından verilirse bunlar, (sevinç ve müjde içinde) kitaplarını okur, kıl kadar dahi olsa zulme uğramazlar.(17/İsrâ 71)<br />
<br />
► (Ortaya iyiliklerin ve kötülüklerin yazılı olduğu) kitap konur. Suçlu günahkârların o (kitapta) olandan dolayı korku ve endişe içinde olduğunu görürsün. Derler ki: “Eyvahlar olsun bize! Ne oluyor bu kitaba da küçük büyük ne varsa hiçbir şeyi bırakmadan kaydetmiş.” Yaptıklarını karşılarında hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin kimseye zulmetmez.(18/Kehf 49)<br />
<br />
► Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır.(19/Meryem 60)<br />
<br />
► (O) Adn Cennetleri ki; Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir. (19/Meryem 61)<br />
<br />
► Kim de mümin olarak salih ameller yapmışsa, zulme uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.(20/Tâhâ 112)<br />
<br />
► Adalet terazilerini Kıyamet Günü için kurarız. Hiç kimseye zulmedilmez. Hardal tanesi ağırlığında (basit bir şey dahi) olsa onu getiririz. Hesap sorucu olarak biz yeteriz.(21/Enbiyâ 47)<br />
<br />
► Bu, ellerinin (yapıp) takdim ettiğidir. Şüphesiz ki Allah, kullarına zulmedici değildir.(22/Hac 10)<br />
<br />
► Kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Bizim yanımızda hakkı konuşan bir Kitap vardır. Onlar zulme de uğramazlar.(23/Mü'minûn 62)<br />
<br />
► Biz hangi beldeyi helak etmişsek, mutlaka onun uyarıcıları vardır.(26/Şuarâ 208)<br />
<br />
► (Bu) bir hatırlatma, bir öğüttür. Biz (asla) zulmedenler(den) olmadık.(26/Şuarâ 209)<br />
<br />
► Rabbin, merkezlerinde/başkentlerinde onlara ayetlerimizi okuyan bir resûl göndermeden, bir belde halkını helak edecek değildir. Ve biz, halkı zalim olan beldeden başkasını helak edecek değiliz.(28/Kasas 59)<br />
<br />
► Karun, Firavun ve Haman’ı da (helak ettik). Andolsun ki Musa, onlara apaçık deliller getirdi. Yeryüzünde büyüklendiler. Hâlbuki onlar (azabımızın) önüne geçemediler (ona engel olamadılar).(29/Ankebût 39)<br />
<br />
► Her birini günahıyla yakalayıverdik. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran bir fırtına yolladık. Kimini (kulakları sağır eden) bir çığlık yakalayıverdi. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.(29/Ankebût 40)<br />
<br />
► Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetinin nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Onlar (eskiler), kendilerinden çok daha güçlüydüler. Yerin altını üstüne getirmiş (ekin ekmiş, sığınaklar yapmış, yerin altındaki zenginlikleri çıkarmışlardı). Kendilerinin imar ettiğinden çok daha fazlasını imar etmişlerdi. Resûlleri, onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. (Tüm bunlar, onları Allah’ın azabından kurtarmadı.) Allah, onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, (Allah’a şirk koşup, resûllerini yalanlayarak) kendilerine zulmetmekteydiler.(30/Rûm 9)<br />
<br />
► De ki: “Sizler bizim işlediğimiz suçlardan sorumlu olmazsınız; biz de sizlerin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.”(34/Sebe’ 25)<br />
<br />
► De ki: “Rabbimiz bizleri bir araya toplayacak, sonra hak olanla hükmedip aramızı açacaktır. O, (kullarının anlaşmazlıklarında hükmeden, fetih ve zafer ihsan eden) El-Fettâh, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir.(34/Sebe’ 26)<br />
<br />
► Bugün, hiçbir nefis en küçük bir zulme uğramaz ve yaptıklarınızdan başka bir karşılık da görmezsiniz.(36/Yâsîn 54)<br />
<br />
► Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele. (39/Zümer 17)<br />
<br />
Tağut kavramı için bk. 2/Bakara, 256<br />
<br />
► Fakat Rablerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi... Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez.(39/Zümer 20)<br />
<br />
► Hiç şüphesiz, sen de öleceksin, onlar da ölecekler. (39/Zümer 30)<br />
<br />
► Sonra da sizler, Kıyamet Günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.(39/Zümer 31)<br />
<br />
► Kim salih amelde bulunursa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.(41/Fussilet 46)<br />
<br />
► Allah, gökleri ve yeri hak ile ve her nefse kazandıklarının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlar zulme uğramayacaklardır.(45/Câsiye 22)<br />
<br />
► Her biri için yaptıkları amellere (mukabil) dereceler vardır. Ta ki amelleri, kendilerine eksiksiz ödensin ve zulme uğramasınlar.(46/Ahkâf 19)<br />
<br />
► “Benim yanımda söz değiştirilmez ve kullarıma zulmedici değilim.”(50/Kâf 29)<br />
<br />
► Kim zerre-i miskal bir hayır işlemişse, onu görür.(99/Zilzâl 7)<br />
<br />
► Kim de zerre-i miskal bir şer işlemişse, onu görür.(99/Zilzâl 8)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ilahi adalet ne için tecelli edecektir? Kur'an ayetlerinde bildirilen, zerre kadar kötülüğün ve zerre kadar iyiliğin ilahi adalet tecelli ettiğinde vuku bulan her amelin bir ceza veya bir ödül ile karşılanacağı bildirilmiştir. Bizde şu şekilde anlamalıyız, bize bir kötülük yapılsa, kötülüğü yapan cezasız kalsa, bu durum hoşumuza gidermiydi? Tabiki kendimize yapılan kötülük,cezasız  kalsa ,bu durum hoşumuza gitmez. Peki yaptığımız bir iyilik mükafatı olmasa, bu durum hoşumuza gider mi? Tabiki hoşumuza gitmez. Demekki hem kötülük  cezalandırılmalı, hem iyilik mükafatlandırılmalıdır. Aşağıdaki ayetlerde bunu göreceğiz.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim 99:7Zilzal<br />
-----------<br />
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ<br />
Fe men ya’mel miskâle zerretin hayren yereh(yerehu).<br />
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim 99:8Zilzal<br />
-----------<br />
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ<br />
Ve men ya’mel miskâle zerretin şerren yereh(yerehu).<br />
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.<br />
<br />
Amenerrasulü Okunuşu:<br />
<br />
"Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
Âmenerrasülü bimâ ünzile ileyhi min Rabbihî vel mü’minûn. Küllün âmene billâhi ve melâi- ketihî ve kütübihî ve rusulih. Lânüferrigu beyne ehadin min rusulih. Ve kâlü semi’nâ ve eta’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykelmasîr.<br />
Lâ yü- kellifullâhü nefsen illâ vüs’ahâ. Lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet. Rabbenâ lâtüâhiznâ innesinâ ev ehta’nâ. Rabbenâ velâ tahmil aleynâ isran kemâ hameltehû alellezîne min kablinâ. Rabbenâ velâ tühammil- nâ mâ lâtâkatelenâ bih. Va’füannâ. Vağfirlenâ. Verhamnâ. Ente Mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirin. (Bakara suresi, 285/286"<br />
<br />
<br />
Amenerrasulü Anlamı"<br />
<br />
"Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene îman etti, mü’minler de (îman ettiler). Her biri Allâh’a, meleklerine, kitaplarına, pey- gamberlerine îman ettiler. “Allâh’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayı- rım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş, Sanadır” dediler.<br />
Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et. Âmin. (Bakara suresi, 285/286)"<br />
<br />
“Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edici değiliz” (İsrâ: 17/15)<br />
<br />
Nahl Suresi, 90. ayet: Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.<br />
<br />
Ilahi adalet ile ilgili daha çok ayet aşağıdadır.<br />
► Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz günden korkup sakının. Sonra her nefse kazandıkları eksiksiz olarak verilecek ve onlar zulme de uğramayacaklardır.(2/Bakara 281)<br />
<br />
► (Vuku bulacağında) şüphe olmayan o gün için kendilerini topladığımızda (hâlleri) nice olur? Sonra her nefse kazandığı eksiksiz verilir; onlar zulme de uğramazlar.(3/Âl-i İmran 25)<br />
<br />
► Bu (ayetler), sana okuduğumuz Allah’ın hak olan ayetleridir. Allah, âlemler için zulüm/haksızlık dilemez.(3/Âl-i İmran 108)<br />
<br />
► Onların bu dünya hayatında yapmış oldukları infakların misali, soğuk ve kavurucu bir rüzgârın misali gibidir. (Masiyetlerle) nefislerine zulmeden bir topluluğun ekinine isabet etmiş ve (ekini) helak etmiştir. Allah (onları cezalandırmakla) onlara zulmetmedi. Lakin onlar (masiyetlere dalıp helakı hak etmekle) kendi kendilerine zulmediyorlardı.(3/Âl-i İmran 117)<br />
<br />
► Hiçbir peygamberin (vahyi gizlemesi ya da ganimet mallarından çalarak) ihanet içinde (olması) söz konusu olamaz. Kim de ihanet içinde olursa Kıyamet Günü ihanetiyle birlikte (Allah’ın huzuruna) gelir. Sonra her nefse kazandığı, karşılıksız verilir ve onlar zulme de uğramazlar. (3/Âl-i İmran 161)<br />
<br />
► Bu (ceza), ellerinizle (yapıp) takdim ettiğinizin karşılığıdır. Allah, kullarına karşı zalim değildir.(3/Âl-i İmran 182)<br />
<br />
► Şüphesiz ki Allah, zerre ağırlığınca dahi zulmetmez. Şayet bir iyilik yapılmışsa onu kat kat fazlalaştırır ve kendi yanından büyük bir ecir verir.(4/Nisâ 40)<br />
<br />
► Nefislerini temize çıkaranları görmedin mi? (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah dilediğini temize çıkarır. Ve onlar kıl kadar da olsa zulme uğramazlar.(4/Nisâ 49)<br />
<br />
► Kendilerine: “(Savaştan) elinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin mi? (Savaşın farz kılınması için ısrar ediyorlardı.) Savaş onlara farz kılınınca da onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkmaya ve: “Rabbimiz! Niçin bize savaşı farz kıldın? Bize yakın bir zamana kadar mühlet verseydin ya!” demeye başladılar. De ki: “Dünya metaı azdır. Ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Ve size kıl kadar dahi zulmedilmez.”(4/Nisâ 77)<br />
<br />
► Erkek ve kadınlardan kim mümin olarak salih ameller yaparsa bunlar, cennete girerler ve kıl kadar da olsa zulme uğramazlar.(4/Nisâ 124)<br />
<br />
► Kim bir iyilikle (Allah’ın huzuruna) gelirse ona, on katı karşılık verilir. Kötülükle gelene ise misliyle mukabele edilir. Onlar zulme de uğramazlar. (6/En'âm 160)<br />
<br />
► Bu, ellerinizle (yapıp) takdim ettiğinizin karşılığıdır. Şüphesiz ki Allah, kullarına zulmeden değildir. (8/Enfâl 51)<br />
<br />
► Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve (cihad için tahsis edilmiş) besili atlar hazırlayın. Onunla Allah düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği (gizli düşmanlarınızı) korkutursunuz. Allah yolunda infak ettiğiniz her ne varsa, size eksiksiz ödenir ve siz zulme de uğramazsınız. (8/Enfâl 60)<br />
<br />
► Onlara kendilerinden önce (yaşamış olan) Nuh, Âd, Semud, İbrahim kavimlerinin, Medyen ahalisi ve (yerleşim yerlerinin altı üstüne getirilmiş/çevrilmiş) Mu’tefikat’ın haberleri gelmedi mi? Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (9/Tevbe 70)<br />
<br />
► Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. İman edip salih amel işleyenlere mükâfatlarını adaletle vermek için ilk defa yaratan, sonra (dirilterek) tekrardan yaratacak olan hiç şüphesiz ki O’dur. Kâfirlere gelince, kâfir olmaları sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.(10/Yûnus 4)<br />
<br />
► Doğrusu Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar, kendilerine zulmetmektelerdir.(10/Yûnus 44)<br />
<br />
► Her ümmetin bir resûlü vardır. Resûlleri, onlara geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir. Onlar, zulme de uğramazlar.(10/Yûnus 47)<br />
<br />
► Zulmeden herkes, şayet yeryüzünde bulunanların tamamına sahip olsa, azaptan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdi. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlerler. Aralarında adaletle hükmolunur ve onlar zulme de uğramazlar.(10/Yûnus 54)<br />
<br />
► Biz, onlara zulmetmemiştik; fakat onlar, kendilerine zulmetmekteydiler. Rabbinin (helaka dair) emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da dua ettikleri ilahlarının onlara hiçbir faydası olmamıştı. (Evet,) onlara yıkım ve hasardan başka bir katkıları olmamıştı. (11/Hûd 101)<br />
<br />
► Şüphesiz ki Rabbin, hepsine amellerinin karşılığını eksiksiz verecektir. (Çünkü) O, onların yaptıklarından haberdardır.(11/Hûd 111)<br />
<br />
► Belde halkı, ıslah edicilerken, Rabbin (sırf) zulmetmek için onları helak edecek değildir. (11/Hûd 117)<br />
<br />
► (Nefislerine zulmedenler) kendilerine meleklerin ya da Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendilerine zulmetmekteydiler. (16/Nahl 33)<br />
<br />
► O gün her nefis gelir ve kendisi için uğraş verir. Ve her nefse yaptıklarının karşılığı tastamam/eksiksiz verilir. Ve onlar zulme de uğramazlar.(16/Nahl 111)<br />
<br />
► Yahudi olanlara, daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (16/Nahl 118)<br />
<br />
bk. 6/En’âm, 146<br />
<br />
► O gün, her insan topluluğunu imamlarıyla çağırırız. Kime de kitabı sağından verilirse bunlar, (sevinç ve müjde içinde) kitaplarını okur, kıl kadar dahi olsa zulme uğramazlar.(17/İsrâ 71)<br />
<br />
► (Ortaya iyiliklerin ve kötülüklerin yazılı olduğu) kitap konur. Suçlu günahkârların o (kitapta) olandan dolayı korku ve endişe içinde olduğunu görürsün. Derler ki: “Eyvahlar olsun bize! Ne oluyor bu kitaba da küçük büyük ne varsa hiçbir şeyi bırakmadan kaydetmiş.” Yaptıklarını karşılarında hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin kimseye zulmetmez.(18/Kehf 49)<br />
<br />
► Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır.(19/Meryem 60)<br />
<br />
► (O) Adn Cennetleri ki; Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir. (19/Meryem 61)<br />
<br />
► Kim de mümin olarak salih ameller yapmışsa, zulme uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.(20/Tâhâ 112)<br />
<br />
► Adalet terazilerini Kıyamet Günü için kurarız. Hiç kimseye zulmedilmez. Hardal tanesi ağırlığında (basit bir şey dahi) olsa onu getiririz. Hesap sorucu olarak biz yeteriz.(21/Enbiyâ 47)<br />
<br />
► Bu, ellerinin (yapıp) takdim ettiğidir. Şüphesiz ki Allah, kullarına zulmedici değildir.(22/Hac 10)<br />
<br />
► Kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Bizim yanımızda hakkı konuşan bir Kitap vardır. Onlar zulme de uğramazlar.(23/Mü'minûn 62)<br />
<br />
► Biz hangi beldeyi helak etmişsek, mutlaka onun uyarıcıları vardır.(26/Şuarâ 208)<br />
<br />
► (Bu) bir hatırlatma, bir öğüttür. Biz (asla) zulmedenler(den) olmadık.(26/Şuarâ 209)<br />
<br />
► Rabbin, merkezlerinde/başkentlerinde onlara ayetlerimizi okuyan bir resûl göndermeden, bir belde halkını helak edecek değildir. Ve biz, halkı zalim olan beldeden başkasını helak edecek değiliz.(28/Kasas 59)<br />
<br />
► Karun, Firavun ve Haman’ı da (helak ettik). Andolsun ki Musa, onlara apaçık deliller getirdi. Yeryüzünde büyüklendiler. Hâlbuki onlar (azabımızın) önüne geçemediler (ona engel olamadılar).(29/Ankebût 39)<br />
<br />
► Her birini günahıyla yakalayıverdik. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran bir fırtına yolladık. Kimini (kulakları sağır eden) bir çığlık yakalayıverdi. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.(29/Ankebût 40)<br />
<br />
► Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetinin nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Onlar (eskiler), kendilerinden çok daha güçlüydüler. Yerin altını üstüne getirmiş (ekin ekmiş, sığınaklar yapmış, yerin altındaki zenginlikleri çıkarmışlardı). Kendilerinin imar ettiğinden çok daha fazlasını imar etmişlerdi. Resûlleri, onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. (Tüm bunlar, onları Allah’ın azabından kurtarmadı.) Allah, onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, (Allah’a şirk koşup, resûllerini yalanlayarak) kendilerine zulmetmekteydiler.(30/Rûm 9)<br />
<br />
► De ki: “Sizler bizim işlediğimiz suçlardan sorumlu olmazsınız; biz de sizlerin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.”(34/Sebe’ 25)<br />
<br />
► De ki: “Rabbimiz bizleri bir araya toplayacak, sonra hak olanla hükmedip aramızı açacaktır. O, (kullarının anlaşmazlıklarında hükmeden, fetih ve zafer ihsan eden) El-Fettâh, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir.(34/Sebe’ 26)<br />
<br />
► Bugün, hiçbir nefis en küçük bir zulme uğramaz ve yaptıklarınızdan başka bir karşılık da görmezsiniz.(36/Yâsîn 54)<br />
<br />
► Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele. (39/Zümer 17)<br />
<br />
Tağut kavramı için bk. 2/Bakara, 256<br />
<br />
► Fakat Rablerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi... Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez.(39/Zümer 20)<br />
<br />
► Hiç şüphesiz, sen de öleceksin, onlar da ölecekler. (39/Zümer 30)<br />
<br />
► Sonra da sizler, Kıyamet Günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.(39/Zümer 31)<br />
<br />
► Kim salih amelde bulunursa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.(41/Fussilet 46)<br />
<br />
► Allah, gökleri ve yeri hak ile ve her nefse kazandıklarının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlar zulme uğramayacaklardır.(45/Câsiye 22)<br />
<br />
► Her biri için yaptıkları amellere (mukabil) dereceler vardır. Ta ki amelleri, kendilerine eksiksiz ödensin ve zulme uğramasınlar.(46/Ahkâf 19)<br />
<br />
► “Benim yanımda söz değiştirilmez ve kullarıma zulmedici değilim.”(50/Kâf 29)<br />
<br />
► Kim zerre-i miskal bir hayır işlemişse, onu görür.(99/Zilzâl 7)<br />
<br />
► Kim de zerre-i miskal bir şer işlemişse, onu görür.(99/Zilzâl 8)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuran-ı Kerim meali okumak için yazdığım uygulamayı değerlendirebilir misiniz ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kuran-i-kerim-meali-okumak-icin-yazdigim-uygulamayi-degerlendirebilir-misiniz</link>
			<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 19:24:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=6423">dert36</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kuran-i-kerim-meali-okumak-icin-yazdigim-uygulamayi-degerlendirebilir-misiniz</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ayetlere kendi çıkardığı manaları vermek yanlış mı?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ayetlere-kendi-cikardigi-manalari-vermek-yanlis-mi</link>
			<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 17:21:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ayetlere-kendi-cikardigi-manalari-vermek-yanlis-mi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir ahiret günü bize göre bin dünya yılı mı?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-bir-ahiret-gunu-bize-gore-bin-dunya-yili-mi</link>
			<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 17:16:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-bir-ahiret-gunu-bize-gore-bin-dunya-yili-mi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kötü işler yapan ve kötü yola düşenlere uyarılar nelerdir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kotu-isler-yapan-ve-kotu-yola-dusenlere-uyarilar-nelerdir</link>
			<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 18:03:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kotu-isler-yapan-ve-kotu-yola-dusenlere-uyarilar-nelerdir</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur'an Önceki Medeniyetlerden Alıntıdır Yalanı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kur-an-onceki-medeniyetlerden-alintidir-yalani</link>
			<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 11:31:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kur-an-onceki-medeniyetlerden-alintidir-yalani</guid>
			<description><![CDATA[Kur’an’da, kendisinden önce yaşanmış bazı olaylara atıflar yapılır. Bu atıfların bir kısmı ibret ve örnek vermek amacıyla, bir kısmı ise yanlış bilinen olayları düzeltmek için yer alır. Bu duruma en çarpıcı örneklerden biri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh Tufanı</span>’dır.<br />
<br />
<br />
Nuh Tufanı; Sümer, Babil, Yunan, Hint, Asur ve birçok ilkçağ medeniyetinin metinlerinde de geçen tarihi bir olaydır. Ancak bu anlatılar zamanla dilden dile aktarıldıkça, mitolojik unsurlarla süslenmiş ve gerçeğinden uzaklaşmıştır. Aynı olay Tevrat ve İncil’de de yer alır, fakat bu metinlerde de bazı farklılıklar ve tutarsızlıklar görülür.<br />
<br />
<br />
Kur’an ise, bu konudaki yanlış inanışları düzeltme ve olayın aslını açıklama amacıyla tufandan söz eder. Ayrıca, önceki kaynaklarda bulunmayan yeni bilgiler de vererek olayı daha tutarlı bir çerçeveye oturtur.<br />
<br />
<br />
Sıklıkla dile getirilen “Kur’an, önceki medeniyetlerden alıntıdır” iddiasının aksine, Kur’an’ın amacı önceki metinleri onaylamak değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">onlardaki hataları tashih etmek ve gerçeği ortaya koymaktır</span>. Kur’an, “evet bir tufan olmuştur, ancak anlatıldığı gibi değildir; gerçekte şöyle olmuştur” diyerek olayı yeniden tanımlar.<br />
<br />
<br />
Örneğin Kur’an’da, Sümer ve Yunan anlatılarındaki gibi çok tanrılı bir bakış yoktur. Tevrat’ta belirtildiği şekilde Nuh’un eşi ve çocuklarının tamamının gemiye bindiği de söylenmez. Eğer Kur’an gerçekten önceki metinlerden alıntı yapsaydı, bu yanlış anlatıyı düzeltmek yerine tekrar ederdi. Yine Tevrat’ta geminin Ağrı Dağı’na indiği yazılıyken, Kur’an’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cudi Dağı</span> olarak belirtilir.<br />
<br />
<img src="https://miro.medium.com/v2/resize:fit:1400/1*eENhDm3LCYvrlYx7OodHOw.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1*eENhDm3LCYvrlYx7OodHOw.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ayrıca, Tevrat ve diğer metinlerde tufan tüm dünyayı kapsayan küresel bir olay olarak anlatılırken, Kur’an’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bölgesel bir tufan</span> olarak aktarılır. Bunun yanında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh’un 950 yıl peygamberlik yaptığı</span> bilgisi ilk kez Kur’an’da yer alır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak Kuran kendinden önce yaşanmış ve o zamana kadar diğer medeniyetler tarafından yanlış bilinen bir konuya atıf yaparak işin doğrusunu anlatması alıntı değil yanlış bilinen bir olayın düzeltilmesinden ibarettir.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kur’an’da, kendisinden önce yaşanmış bazı olaylara atıflar yapılır. Bu atıfların bir kısmı ibret ve örnek vermek amacıyla, bir kısmı ise yanlış bilinen olayları düzeltmek için yer alır. Bu duruma en çarpıcı örneklerden biri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh Tufanı</span>’dır.<br />
<br />
<br />
Nuh Tufanı; Sümer, Babil, Yunan, Hint, Asur ve birçok ilkçağ medeniyetinin metinlerinde de geçen tarihi bir olaydır. Ancak bu anlatılar zamanla dilden dile aktarıldıkça, mitolojik unsurlarla süslenmiş ve gerçeğinden uzaklaşmıştır. Aynı olay Tevrat ve İncil’de de yer alır, fakat bu metinlerde de bazı farklılıklar ve tutarsızlıklar görülür.<br />
<br />
<br />
Kur’an ise, bu konudaki yanlış inanışları düzeltme ve olayın aslını açıklama amacıyla tufandan söz eder. Ayrıca, önceki kaynaklarda bulunmayan yeni bilgiler de vererek olayı daha tutarlı bir çerçeveye oturtur.<br />
<br />
<br />
Sıklıkla dile getirilen “Kur’an, önceki medeniyetlerden alıntıdır” iddiasının aksine, Kur’an’ın amacı önceki metinleri onaylamak değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">onlardaki hataları tashih etmek ve gerçeği ortaya koymaktır</span>. Kur’an, “evet bir tufan olmuştur, ancak anlatıldığı gibi değildir; gerçekte şöyle olmuştur” diyerek olayı yeniden tanımlar.<br />
<br />
<br />
Örneğin Kur’an’da, Sümer ve Yunan anlatılarındaki gibi çok tanrılı bir bakış yoktur. Tevrat’ta belirtildiği şekilde Nuh’un eşi ve çocuklarının tamamının gemiye bindiği de söylenmez. Eğer Kur’an gerçekten önceki metinlerden alıntı yapsaydı, bu yanlış anlatıyı düzeltmek yerine tekrar ederdi. Yine Tevrat’ta geminin Ağrı Dağı’na indiği yazılıyken, Kur’an’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cudi Dağı</span> olarak belirtilir.<br />
<br />
<img src="https://miro.medium.com/v2/resize:fit:1400/1*eENhDm3LCYvrlYx7OodHOw.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1*eENhDm3LCYvrlYx7OodHOw.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ayrıca, Tevrat ve diğer metinlerde tufan tüm dünyayı kapsayan küresel bir olay olarak anlatılırken, Kur’an’da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bölgesel bir tufan</span> olarak aktarılır. Bunun yanında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh’un 950 yıl peygamberlik yaptığı</span> bilgisi ilk kez Kur’an’da yer alır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak Kuran kendinden önce yaşanmış ve o zamana kadar diğer medeniyetler tarafından yanlış bilinen bir konuya atıf yaparak işin doğrusunu anlatması alıntı değil yanlış bilinen bir olayın düzeltilmesinden ibarettir.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’i Okumak ve Dinlemek İçin Faydalı Bir Platform]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kur%E2%80%99an-i-kerim%E2%80%99i-okumak-ve-dinlemek-icin-faydali-bir-platform</link>
			<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 11:28:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35279">Dinaşığı112</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kur%E2%80%99an-i-kerim%E2%80%99i-okumak-ve-dinlemek-icin-faydali-bir-platform</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Üzerine Farklı Kaynaklardan Okuma]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kur%E2%80%99an-i-kerim-uzerine-farkli-kaynaklardan-okuma</link>
			<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 11:32:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35279">Dinaşığı112</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kur%E2%80%99an-i-kerim-uzerine-farkli-kaynaklardan-okuma</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dağlar Depremi Engeller Mi?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-daglar-depremi-engeller-mi</link>
			<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 10:21:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-daglar-depremi-engeller-mi</guid>
			<description><![CDATA[Kur’an’da dağlardan bahsedilirken, “Sizi sarsmasın diye dağları yarattık” (Enbiyâ 31) buyrulur. Ayet, ilk okunduğunda dağların depremleri tamamen engellediği izlenimini verebilir. Peki, gerçekte durum nedir? Gelin birlikte bakalım.<br />
<br />
Dünya üzerindeki levhalar, manto tabakası üzerinde sürekli olarak hareket hâlindedir. Dağlar ise yapısı itibariyle hem görünen hem de görünmeyen bir kısımdan oluşur. Tıpkı bir ağaç veya buzdağı gibi, yer üstünde görünen kısmının yanı sıra yer altında da “kök” denilebilecek uzantıları vardır. İşte bu kökler, mantoya baskı yaparak levhaların ani ve dengesiz hareketlerini kısmen engeller. Bu olaya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“izostatik denge”</span> denir. <br />
Bu denge sayesinde, akışkan manto üzerinde yüzen levhaların istikrarı sağlanır ve sürekli sallanan bir zemin oluşmasının önüne geçilir.<br />
<br />
<img src="https://iili.io/FZn0np9.md.png" loading="lazy"  alt="[Resim: FZn0np9.md.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Nitekim Kur’an’da geçen “Sizi sarsmasın diye dağları yarattık” ifadesi, bu denge unsuruna dikkat çekmektedir. <br />
Başka bir ayette ise “dağları kazıklar yaptık” (Nebe 7) buyrularak, dağların köklerinin yerin derinliklerine kadar uzandığı ve bu yapının yeryüzü dengesinde önemli bir rol oynadığına işaret edilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak</span>, <br />
<br />
bu ayet dağların depremleri tamamen engellediğini değil, dünya üzerinde sürekli hareket eden levhaların dengesini sağlamak ve ani sarsıntıların ya da çökmelerin önüne geçmek için yaratıldıklarını belirtmektedir. <br />
Bu ifade, levha hareketleri ve izostatik denge kavramının henüz bilinmediği bir dönemde, 1400 yıl önce Kur’an’da yer almış olması bakımından dikkat çekici bir ilmî işaret taşımaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kur’an’da dağlardan bahsedilirken, “Sizi sarsmasın diye dağları yarattık” (Enbiyâ 31) buyrulur. Ayet, ilk okunduğunda dağların depremleri tamamen engellediği izlenimini verebilir. Peki, gerçekte durum nedir? Gelin birlikte bakalım.<br />
<br />
Dünya üzerindeki levhalar, manto tabakası üzerinde sürekli olarak hareket hâlindedir. Dağlar ise yapısı itibariyle hem görünen hem de görünmeyen bir kısımdan oluşur. Tıpkı bir ağaç veya buzdağı gibi, yer üstünde görünen kısmının yanı sıra yer altında da “kök” denilebilecek uzantıları vardır. İşte bu kökler, mantoya baskı yaparak levhaların ani ve dengesiz hareketlerini kısmen engeller. Bu olaya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“izostatik denge”</span> denir. <br />
Bu denge sayesinde, akışkan manto üzerinde yüzen levhaların istikrarı sağlanır ve sürekli sallanan bir zemin oluşmasının önüne geçilir.<br />
<br />
<img src="https://iili.io/FZn0np9.md.png" loading="lazy"  alt="[Resim: FZn0np9.md.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Nitekim Kur’an’da geçen “Sizi sarsmasın diye dağları yarattık” ifadesi, bu denge unsuruna dikkat çekmektedir. <br />
Başka bir ayette ise “dağları kazıklar yaptık” (Nebe 7) buyrularak, dağların köklerinin yerin derinliklerine kadar uzandığı ve bu yapının yeryüzü dengesinde önemli bir rol oynadığına işaret edilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak</span>, <br />
<br />
bu ayet dağların depremleri tamamen engellediğini değil, dünya üzerinde sürekli hareket eden levhaların dengesini sağlamak ve ani sarsıntıların ya da çökmelerin önüne geçmek için yaratıldıklarını belirtmektedir. <br />
Bu ifade, levha hareketleri ve izostatik denge kavramının henüz bilinmediği bir dönemde, 1400 yıl önce Kur’an’da yer almış olması bakımından dikkat çekici bir ilmî işaret taşımaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur'an'da Bir Matematik ve Tarih Mucizesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kur-an-da-bir-matematik-ve-tarih-mucizesi</link>
			<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 12:20:01 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kur-an-da-bir-matematik-ve-tarih-mucizesi</guid>
			<description><![CDATA[Kur'anı Kerimde Hz Muhammed'in doğum ve isim verilme tarihinin yazıldığını biliyor muydunuz<br />
<br />
Kur'an-ı Kerim, kelimeleri ve ayetleriyle sadece rehberlik sunan bir kitap değildir; o, aynı zamanda matematiksel ve tarihsel uyumlarla örülü, mucizevi bir yapıdır. <br />
<br />
Bu yazıda, bu mucizenin şimdiye dek gözlerden kaçan çarpıcı bir boyutunu sizlerle paylaşmak istiyoruz: 571428 sayısının Kur'an'daki sırrı.<br />
<br />
<br />
Kur'an'da art arda gelen ve "Ha-Mîm" harfleriyle başlayan yedi sure bulunur: Gâfir, Fussilet, Şûrâ, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkâf. Bu yedi sureyi takip eden ise doğrudan Muhammed Suresi'dir. <br />
<br />
Bu dizilim, başlı başına bir anlam taşıyorken, istatistiksel verilerle birleştiğinde adeta dile geliyor.<br />
<br />
Bu yedi "Ha-Mîm" suresinin dikkat çekici istatistiklerine bir göz atalım:<br />
<br />
Toplam Sayfa Sayısı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">40</span><br />
Toplam Ayet Sayısı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">412</span><br />
Kendi Sure Sıralamaları ile Ayet Sayılarının Farklarının Toplamı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">111</span><br />
<br />
Bu rakamlar tek başına bile düşündürücü olsa da, asıl mucize ortalama değerlerde gizlidir. Şimdi bu ortalamalara odaklanalım:<br />
<br />
Toplam sayfa sayısının ortalaması: 40 ÷ 7 = <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff5f54;" class="mycode_color">5.71428</span></span>5714...<br />
Sure sırası ile ayet sayısı farklarının ortalaması: 111 ÷ 7 = 15.8<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">571428</span></span>57...<br />
Toplam ayet sayısının ortalaması: 412 ÷ 7 = 58.8<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">571428</span></span>57...<br />
<br />
Gördüğünüz gibi, tüm bu ortalamalarda 571428 sayısı kusursuz bir şekilde tekrar ediyor.<br />
<br />
<span style="color: #005dc2;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Peki nedir bu 571428 sayısı?</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), Miladi 20.04.571 tarihinde dünyaya gelmiştir. Arap kültüründe yeni doğan çocuğa genellikle 7. veya 8. gününde isim verme geleneği vardı. Bu geleneğe göre, dedesi Abdülmuttalib'in ona "Muhammed" ismini verdiği tarih 571 yılının 4. ayının 28. gününe tekabül etmektedir. Bu da 571428 sayısı ile birebir örtüşmektedir.<br />
<br />
<img src="https://static.ticimax.cloud/cdn-cgi/image/width=-,quality=85/48329/uploads/urunresimleri/buyuk/hamit-aytac-kuran-1362-hakiki-deri-kut-6-9b2f.jpg" loading="lazy"  width="500" height="400" alt="[Resim: hamit-aytac-kuran-1362-hakiki-deri-kut-6-9b2f.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Şimdi bu verileri tekrar birleştirelim:<br />
<br />
Bu surelerin genel istatistiklerinde tekrarlanan 571428 sayısı, doğum yılını ve isim verilme tarihini gösterdiği gibi, toplam sayfa sayısının da 40 oluşu, bu 7 surenin hemen peşinden gelen Muhammed Suresi'ne doğrudan atıf yaptığını ve ilk vahinin indiği yıl peygamberimizin 40 yaşında olduğunu göstermektedir. Bu durum, Allah'ın "Her şeyi bir ölçü içinde yarattık" ayetine ve Kur'an'ın eşsiz oluşuna muazzam bir örnektir.<br />
<br />
Bu matematiksel uyum, tesadüfün çok ötesinde, Kur'an'ın mucizevi yapısının bir tezahürü olarak karşımızda durmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kur'anı Kerimde Hz Muhammed'in doğum ve isim verilme tarihinin yazıldığını biliyor muydunuz<br />
<br />
Kur'an-ı Kerim, kelimeleri ve ayetleriyle sadece rehberlik sunan bir kitap değildir; o, aynı zamanda matematiksel ve tarihsel uyumlarla örülü, mucizevi bir yapıdır. <br />
<br />
Bu yazıda, bu mucizenin şimdiye dek gözlerden kaçan çarpıcı bir boyutunu sizlerle paylaşmak istiyoruz: 571428 sayısının Kur'an'daki sırrı.<br />
<br />
<br />
Kur'an'da art arda gelen ve "Ha-Mîm" harfleriyle başlayan yedi sure bulunur: Gâfir, Fussilet, Şûrâ, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkâf. Bu yedi sureyi takip eden ise doğrudan Muhammed Suresi'dir. <br />
<br />
Bu dizilim, başlı başına bir anlam taşıyorken, istatistiksel verilerle birleştiğinde adeta dile geliyor.<br />
<br />
Bu yedi "Ha-Mîm" suresinin dikkat çekici istatistiklerine bir göz atalım:<br />
<br />
Toplam Sayfa Sayısı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">40</span><br />
Toplam Ayet Sayısı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">412</span><br />
Kendi Sure Sıralamaları ile Ayet Sayılarının Farklarının Toplamı: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">111</span><br />
<br />
Bu rakamlar tek başına bile düşündürücü olsa da, asıl mucize ortalama değerlerde gizlidir. Şimdi bu ortalamalara odaklanalım:<br />
<br />
Toplam sayfa sayısının ortalaması: 40 ÷ 7 = <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff5f54;" class="mycode_color">5.71428</span></span>5714...<br />
Sure sırası ile ayet sayısı farklarının ortalaması: 111 ÷ 7 = 15.8<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">571428</span></span>57...<br />
Toplam ayet sayısının ortalaması: 412 ÷ 7 = 58.8<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">571428</span></span>57...<br />
<br />
Gördüğünüz gibi, tüm bu ortalamalarda 571428 sayısı kusursuz bir şekilde tekrar ediyor.<br />
<br />
<span style="color: #005dc2;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Peki nedir bu 571428 sayısı?</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), Miladi 20.04.571 tarihinde dünyaya gelmiştir. Arap kültüründe yeni doğan çocuğa genellikle 7. veya 8. gününde isim verme geleneği vardı. Bu geleneğe göre, dedesi Abdülmuttalib'in ona "Muhammed" ismini verdiği tarih 571 yılının 4. ayının 28. gününe tekabül etmektedir. Bu da 571428 sayısı ile birebir örtüşmektedir.<br />
<br />
<img src="https://static.ticimax.cloud/cdn-cgi/image/width=-,quality=85/48329/uploads/urunresimleri/buyuk/hamit-aytac-kuran-1362-hakiki-deri-kut-6-9b2f.jpg" loading="lazy"  width="500" height="400" alt="[Resim: hamit-aytac-kuran-1362-hakiki-deri-kut-6-9b2f.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Şimdi bu verileri tekrar birleştirelim:<br />
<br />
Bu surelerin genel istatistiklerinde tekrarlanan 571428 sayısı, doğum yılını ve isim verilme tarihini gösterdiği gibi, toplam sayfa sayısının da 40 oluşu, bu 7 surenin hemen peşinden gelen Muhammed Suresi'ne doğrudan atıf yaptığını ve ilk vahinin indiği yıl peygamberimizin 40 yaşında olduğunu göstermektedir. Bu durum, Allah'ın "Her şeyi bir ölçü içinde yarattık" ayetine ve Kur'an'ın eşsiz oluşuna muazzam bir örnektir.<br />
<br />
Bu matematiksel uyum, tesadüfün çok ötesinde, Kur'an'ın mucizevi yapısının bir tezahürü olarak karşımızda durmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilim düşünce merkezi beyin diyor ama Kur'an neden kalp der?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-bilim-dusunce-merkezi-beyin-diyor-ama-kur-an-neden-kalp-der</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 19:23:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-bilim-dusunce-merkezi-beyin-diyor-ama-kur-an-neden-kalp-der</guid>
			<description><![CDATA[Modern tıp, düşünce, irade, duygu ve ahlâkın merkezinin beyin olduğunu gösterdiği hâlde, Kur’an-ı Kerim’de bu fonksiyonlar hep “kalp” kelimesiyle anlatılır:<br />
• “Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri olsun?” (Hac 22/46)<br />
• “Onların kalpleri var; fakat onunla anlamazlar.” (A‘râf 7/179)<br />
<br />
Bu ifadeler, ilk bakışta bilimsel gerçekliğe aykırı görünebilir. Oysa mesele, Kur’an’ın sanatsal ve sembolik üslûbunu gözetmeden okumaktan kaynaklanır.<br />
İnsanlık tarihi boyunca duygular, düşünceler ve kişilik özellikleri hep kalp üzerinden tanımlanmıştır:<br />
<br />
• Kötü biri için “taş kalpli”,<br />
• Uysal biri için “pamuk kalpli”,<br />
• Üzüntüde “kalbimi kırdın”,<br />
• Aşkta “kalbimi çaldı” deriz.<br />
Halbuki kalp ne kırlır ne taş olur nede çalınır aslında kalbe yüklenen manalar onu duyguların merkezi haline getirmiştir. Öyleki sevgi, aşk anlatılır ve çilirken hep kalp resmi ile simgelenmesi de bu sebepledir.<br />
<br />
<img src="https://hisarhospital.com/wp-content/uploads/2015/06/cocuk-kalp-ve-damar-hastaliklari.png" loading="lazy"  alt="[Resim: cocuk-kalp-ve-damar-hastaliklari.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Kur’an da, kavimlerinin günlük dilinde yerleşik olan bu sembolü mecazî ve estetik bir üslûpla kullanır. Böylece hem halkın zihnine kolayca yerleşir hem de mesajın edebî gücü artar. Kısacası Kur’an’ın “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kalp</span>”i, bilimsel bir organ adı değil; düşünce, irade, ahlâk ve duyguların birlikte işlediği sembolik merkezdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Modern tıp, düşünce, irade, duygu ve ahlâkın merkezinin beyin olduğunu gösterdiği hâlde, Kur’an-ı Kerim’de bu fonksiyonlar hep “kalp” kelimesiyle anlatılır:<br />
• “Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri olsun?” (Hac 22/46)<br />
• “Onların kalpleri var; fakat onunla anlamazlar.” (A‘râf 7/179)<br />
<br />
Bu ifadeler, ilk bakışta bilimsel gerçekliğe aykırı görünebilir. Oysa mesele, Kur’an’ın sanatsal ve sembolik üslûbunu gözetmeden okumaktan kaynaklanır.<br />
İnsanlık tarihi boyunca duygular, düşünceler ve kişilik özellikleri hep kalp üzerinden tanımlanmıştır:<br />
<br />
• Kötü biri için “taş kalpli”,<br />
• Uysal biri için “pamuk kalpli”,<br />
• Üzüntüde “kalbimi kırdın”,<br />
• Aşkta “kalbimi çaldı” deriz.<br />
Halbuki kalp ne kırlır ne taş olur nede çalınır aslında kalbe yüklenen manalar onu duyguların merkezi haline getirmiştir. Öyleki sevgi, aşk anlatılır ve çilirken hep kalp resmi ile simgelenmesi de bu sebepledir.<br />
<br />
<img src="https://hisarhospital.com/wp-content/uploads/2015/06/cocuk-kalp-ve-damar-hastaliklari.png" loading="lazy"  alt="[Resim: cocuk-kalp-ve-damar-hastaliklari.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Kur’an da, kavimlerinin günlük dilinde yerleşik olan bu sembolü mecazî ve estetik bir üslûpla kullanır. Böylece hem halkın zihnine kolayca yerleşir hem de mesajın edebî gücü artar. Kısacası Kur’an’ın “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kalp</span>”i, bilimsel bir organ adı değil; düşünce, irade, ahlâk ve duyguların birlikte işlediği sembolik merkezdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur'an'da Harflerin Mucizesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kur-an-da-harflerin-mucizesi</link>
			<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 11:26:19 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kur-an-da-harflerin-mucizesi</guid>
			<description><![CDATA[Kur'an-ı Kerim, 14 asırdır milyonlarca insanın hayatına dokunmuş, onları dönüştürmüş ve yönlendirmiş eşsiz bir kitaptır. <br />
<br />
Kur'an, sadece bir okuma metni olmanın çok ötesinde, her ayetinde, her kelimesinde ve hatta her harfinde çok katmanlı sırlar ve manalar barındıran mucizevi bir eserdir. <br />
<br />
Türkçe meallerde "oruç" olarak karşılaştığımız kavramın, Kur'an'da iki farklı kelimeyle ifade edildiğini biliyor muydunuz? Ya da "korku" anlamına gelen kelimelerin farklı ruhsal derinlikleri olduğunu? <br />
Bu yazıda, Kur'an'da harflerin ve kelime formlarının nasıl özenle seçildiğine, bunların taşıdığı ince mesajlara ve yalnızca meallerle yetinen okuyucuların fark edemediği derin anlamlara şahit olacaksınız.<br />
<br />
<img src="https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2020/10/kuran-i-kerim-ve-ozellikleri-173989.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kuran-i-kerim-ve-ozellikleri-173989.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Arapçada bazı harflerin benzer sesleri olsa da, yazım şekilleri ve taşıdıkları anlam titreşimleri köklü farklılıklar gösterir. Örneğin Türkçeye tek bir "s" harfiyle çevrilen "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">س</span>" (sin), "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ص</span>" (sad) ve "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ث</span>" (se) harfleri arasında hem fonetik hem de anlamsal fark vardır. <br />
Bu farklar tesadüf değil, ilahî bir seçimin sonucudur.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kur'an'da bir kelimenin hangi harflerle yazıldığı, o kelimenin taşıdığı anlamı doğrudan etkiler. Bu durum bize şunu gösteriyor: Kur'an, sadece "ne dediğiyle" değil, "nasıl dediğiyle" de ilahîdir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Örnek Oruç</span><br />
<br />
Kur'an d genellikle "oruç" olarak çevirdiğimiz kavramın iki farklı kelimeyle ifade edilmesi, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıyam (صيام):</span> Bu kelime, belirli bir süre boyunca bir şeyden uzak durmayı, nefsi tutmayı ve disiplinli bir sürekli oluşu vurgular. Yani orucun sürekli oluşu nefsi terbiye edişi günahtan uzak durmayı vurgularken başka bir ayette ise savm diye bahs edilir<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savm (صوم):</span> Bu kelime ise dinginliği(durgunluk), sükuneti, arınmayı ve içsel bir çekilmeyi ifade eder. İki kelime de oruç anlamına gelmiş olsa bile aslında vurgulanan mesaj farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Örnek Allah'ı anmak</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir (ذِكْر):</span> Genellikle dil ve kalple Allah'ı anma, hatırlama anlamına gelir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fikir (فِكْر):</span> Akıl yürütme, tefekkür etme, derinlemesine düşünme eylemini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Örnek Rızık</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rızık:</span> Maddi ve manevi geçimi kapsayan geniş bir kavram. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nimet:</span> Özel lütuf, şükür gerektiren belirli bir ihsan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. ÖrnekTevbe</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe:</span> Günah terk edip dönme, pişmanlık. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnâbe:</span> Gönülden yönelme, daha derin bir dönüş ve Allah'a yönelme.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Örnek Hamd</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şükür:</span> Nimete karşı teşekkür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hamd:</span> Her durumda övgü (nimetten bağımsız bir övgü).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Örnek Korku</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Havf:</span> Basit korku, cezalandırılma endişesi. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haşyet:</span> Saygıyla karışık derin korku, Allah'ın azametini bilmekten gelen huşu.<br />
<br />
<br />
Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Aynı anlama gelen farklı kelimelerin aslında farklı mesajları vurguladığı açıktır. Bizler bu kelimleri sadece yüzeysel anlamda okurken ve anlarken, aslında arkasında çok daha zengin mesajların bulunduğunu görmezden geliyoruz.<br />
<br />
Bu durum bize Kur'an mealinin sadece yüzeysel kaldığını, gerçek anlam derinliklerinin yansıtamadığını açıkça gösteriyor. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kur'an, yalnızca "ne dediğiyle" değil, "nasıl dediğiyle" de ilahîdir.</span></span> Her harf, her yapı, her kök bir anlam derinliği taşır.<br />
<br />
Bu yüzden Kur'an'ı anlamak, sadece meali okumak değil, onun diline, yapısına ve edebî örgüsüne kulak vermektir. Bu mucizevi kitabın gerçek hazinelerini keşfetmek istiyorsak, yüzeyde kalmayıp derinlere dalmalıyız. Çünkü Kur'an'ın her harfi, her kelimesi, bizim için özenle seçilmiş bir rehberdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kur'an-ı Kerim, 14 asırdır milyonlarca insanın hayatına dokunmuş, onları dönüştürmüş ve yönlendirmiş eşsiz bir kitaptır. <br />
<br />
Kur'an, sadece bir okuma metni olmanın çok ötesinde, her ayetinde, her kelimesinde ve hatta her harfinde çok katmanlı sırlar ve manalar barındıran mucizevi bir eserdir. <br />
<br />
Türkçe meallerde "oruç" olarak karşılaştığımız kavramın, Kur'an'da iki farklı kelimeyle ifade edildiğini biliyor muydunuz? Ya da "korku" anlamına gelen kelimelerin farklı ruhsal derinlikleri olduğunu? <br />
Bu yazıda, Kur'an'da harflerin ve kelime formlarının nasıl özenle seçildiğine, bunların taşıdığı ince mesajlara ve yalnızca meallerle yetinen okuyucuların fark edemediği derin anlamlara şahit olacaksınız.<br />
<br />
<img src="https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2020/10/kuran-i-kerim-ve-ozellikleri-173989.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kuran-i-kerim-ve-ozellikleri-173989.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Arapçada bazı harflerin benzer sesleri olsa da, yazım şekilleri ve taşıdıkları anlam titreşimleri köklü farklılıklar gösterir. Örneğin Türkçeye tek bir "s" harfiyle çevrilen "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">س</span>" (sin), "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ص</span>" (sad) ve "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ث</span>" (se) harfleri arasında hem fonetik hem de anlamsal fark vardır. <br />
Bu farklar tesadüf değil, ilahî bir seçimin sonucudur.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kur'an'da bir kelimenin hangi harflerle yazıldığı, o kelimenin taşıdığı anlamı doğrudan etkiler. Bu durum bize şunu gösteriyor: Kur'an, sadece "ne dediğiyle" değil, "nasıl dediğiyle" de ilahîdir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Örnek Oruç</span><br />
<br />
Kur'an d genellikle "oruç" olarak çevirdiğimiz kavramın iki farklı kelimeyle ifade edilmesi, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıyam (صيام):</span> Bu kelime, belirli bir süre boyunca bir şeyden uzak durmayı, nefsi tutmayı ve disiplinli bir sürekli oluşu vurgular. Yani orucun sürekli oluşu nefsi terbiye edişi günahtan uzak durmayı vurgularken başka bir ayette ise savm diye bahs edilir<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savm (صوم):</span> Bu kelime ise dinginliği(durgunluk), sükuneti, arınmayı ve içsel bir çekilmeyi ifade eder. İki kelime de oruç anlamına gelmiş olsa bile aslında vurgulanan mesaj farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Örnek Allah'ı anmak</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir (ذِكْر):</span> Genellikle dil ve kalple Allah'ı anma, hatırlama anlamına gelir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fikir (فِكْر):</span> Akıl yürütme, tefekkür etme, derinlemesine düşünme eylemini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Örnek Rızık</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rızık:</span> Maddi ve manevi geçimi kapsayan geniş bir kavram. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nimet:</span> Özel lütuf, şükür gerektiren belirli bir ihsan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. ÖrnekTevbe</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe:</span> Günah terk edip dönme, pişmanlık. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnâbe:</span> Gönülden yönelme, daha derin bir dönüş ve Allah'a yönelme.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Örnek Hamd</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şükür:</span> Nimete karşı teşekkür. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hamd:</span> Her durumda övgü (nimetten bağımsız bir övgü).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Örnek Korku</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Havf:</span> Basit korku, cezalandırılma endişesi. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haşyet:</span> Saygıyla karışık derin korku, Allah'ın azametini bilmekten gelen huşu.<br />
<br />
<br />
Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Aynı anlama gelen farklı kelimelerin aslında farklı mesajları vurguladığı açıktır. Bizler bu kelimleri sadece yüzeysel anlamda okurken ve anlarken, aslında arkasında çok daha zengin mesajların bulunduğunu görmezden geliyoruz.<br />
<br />
Bu durum bize Kur'an mealinin sadece yüzeysel kaldığını, gerçek anlam derinliklerinin yansıtamadığını açıkça gösteriyor. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kur'an, yalnızca "ne dediğiyle" değil, "nasıl dediğiyle" de ilahîdir.</span></span> Her harf, her yapı, her kök bir anlam derinliği taşır.<br />
<br />
Bu yüzden Kur'an'ı anlamak, sadece meali okumak değil, onun diline, yapısına ve edebî örgüsüne kulak vermektir. Bu mucizevi kitabın gerçek hazinelerini keşfetmek istiyorsak, yüzeyde kalmayıp derinlere dalmalıyız. Çünkü Kur'an'ın her harfi, her kelimesi, bizim için özenle seçilmiş bir rehberdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir insan neden öldükten sonra ne olacağını bilmiyor?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-bir-insan-neden-oldukten-sonra-ne-olacagini-bilmiyor</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 17:44:22 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-bir-insan-neden-oldukten-sonra-ne-olacagini-bilmiyor</guid>
			<description><![CDATA[Öldükten sonra ne olacağını bilmeyen insan, kendi doğru bildiği şekilde yaşamalı mı? Öldükten sonra ne olacağını bilmeyen insanda iman zaten yoktur. Bu nedenle nasıl doğru olduğuna inanıyorsa, o şekilde yaşamaya devam etmelidir kişi. Tabi bir alimlerin görüşü vardır:"Kafir olsada hor görme, müslüman ölmesi umulur."denilir. Bu nedenle büyük kötülüklerden uzak kalması ve örnek gösterilecek şekilde yaşaması kendi için iyi olur. İmamı olanlarda ehli sünnet itikadına devam etmelidir. Tabi herkezde iman olmadığı için dinde zorlama yoktur. Buda önemli bir nokta. Peki imanı olanın farkı ne? İman eden insanda hakkı batıldan ayıran furkanlar vardır. İman herkezde aynı miktarda bulunmaz. Bazılarında az bazılarında daha çoktur. Bazılarında da zerre kadardır.<br />
<br />
Hadis:"Zerre kadar imanı olanda ateşten çıkacaktır."<br />
<br />
[1*] Furkân, doğruyu yanlıştan ayırmak veya ayıran şey anlamında olup Allah’ın indirdiği kitapların ortak özelliğidir (Al-i İmran 3/4, Enbiya 21/48). Allah, kendini yanlışlardan koruyan müminlere de furkan yani doğruyu yanlıştan ayırma özelliği verir (Enfal 8/29).<br />
<br />
"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir." (Bakara, 2/256)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öldükten sonra ne olacağını bilmeyen insan, kendi doğru bildiği şekilde yaşamalı mı? Öldükten sonra ne olacağını bilmeyen insanda iman zaten yoktur. Bu nedenle nasıl doğru olduğuna inanıyorsa, o şekilde yaşamaya devam etmelidir kişi. Tabi bir alimlerin görüşü vardır:"Kafir olsada hor görme, müslüman ölmesi umulur."denilir. Bu nedenle büyük kötülüklerden uzak kalması ve örnek gösterilecek şekilde yaşaması kendi için iyi olur. İmamı olanlarda ehli sünnet itikadına devam etmelidir. Tabi herkezde iman olmadığı için dinde zorlama yoktur. Buda önemli bir nokta. Peki imanı olanın farkı ne? İman eden insanda hakkı batıldan ayıran furkanlar vardır. İman herkezde aynı miktarda bulunmaz. Bazılarında az bazılarında daha çoktur. Bazılarında da zerre kadardır.<br />
<br />
Hadis:"Zerre kadar imanı olanda ateşten çıkacaktır."<br />
<br />
[1*] Furkân, doğruyu yanlıştan ayırmak veya ayıran şey anlamında olup Allah’ın indirdiği kitapların ortak özelliğidir (Al-i İmran 3/4, Enbiya 21/48). Allah, kendini yanlışlardan koruyan müminlere de furkan yani doğruyu yanlıştan ayırma özelliği verir (Enfal 8/29).<br />
<br />
"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir." (Bakara, 2/256)]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>