<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Tasavvuf]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 18:47:55 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Desteğinize ihtiyacım var]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-desteginize-ihtiyacim-var</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 17:55:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35315">Ryuene</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-desteginize-ihtiyacim-var</guid>
			<description><![CDATA[Desteğinize ihtiyacım var<br />
<br />
Şu an bu satırları yazacak gücü bile kendimde zor buluyorum ama içimdeki o sessiz çığlığı bir yere bırakmazsam boğulacağım. 17 yaşındayım. Hayatımın en "parlak" olması gereken döneminde, manik depresyon geçiriyorum aylardır ve derin bir yalnızlığın pençesindeyim.<br />
<br />
Çok yalnızım arkadaş sayım 0 bildiğiniz 0, kimsesiz ve yapayalnızım. Geçenlerde dayanamadım, Allah'a sitem ettim. "Bana birini gönder, artık bu yükü tek başıma taşımak istemiyorum" dedim. Ve birisi geldi. 4 gün sürdü... Sadece 4 gün.<br />
<br />
Tanıştığım bir kızdı ve biraz hani ilgi sevdalısıydı sürekli ilgi istiyordu ve ileri gidiyordu yakın olmak istiyordu ve ben ona karşı dürüst oldum, sınırlarımı çizdim, gerici görünme pahasına karakterimden ödün vermedim.. En son benim bu kendi sınırlarını koruma konum yüzünden tartıştık ve son mesaj olarak, mentalinin kötü olduğunu bildiğim için en şefkatli halimle "Merak ettim seni, umarım iyisindir" diye bir mesaj attım. Sonuç ne mi oldu? Engellendim.<br />
Şimdi soruyorum size ve yukarıdakine:<br />
<br />
"İnsanlar tesadüfen karşılaşmazlar onları buluşturan Allah’tır."<br />
<br />
<br />
Neden? En çok ihtiyacım olduğu anda bir umut<br />
 ışığı yakıp, neden 4 gün sonra onu daha büyük bir karanlıkla geri alıyorsun? Ben mi çok anormalim yoksa bu dünya mı "saf" olan her şeyi ezmeye programlı? Aylardır bir imtihan içerisindeyim ve artık dayanamıyorum. Bugün zihinsel ve duygusal olarak aşırı yoruldum, ağladım ve gün bitmeden bu sürpriz beni yakaladı.<br />
<br />
Sınırları korumaya çalıştıkça, dürüst kaldıkça daha çok dövülüyorum sanki. Artık "normal biri" olmak, sadece göğsümün ağrımadan nefes almasını istiyorum. Hissizleşiyorum ve bu beni korkutuyor. Yıllardır yapayalnızım. Değer, sevgi görememe konusunda konuşsam sayfalar yazarım kendim hakkımda <br />
<br />
Sizce Allah gerçekten sevdiği kulunu böyle mi imtihan eder, yoksa ben sadece bu evrende unutulmuş bir atık mıyım?<br />
Okuduğunuz için teşekkürler, sadece duyulmaya ihtiyacım vardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Desteğinize ihtiyacım var<br />
<br />
Şu an bu satırları yazacak gücü bile kendimde zor buluyorum ama içimdeki o sessiz çığlığı bir yere bırakmazsam boğulacağım. 17 yaşındayım. Hayatımın en "parlak" olması gereken döneminde, manik depresyon geçiriyorum aylardır ve derin bir yalnızlığın pençesindeyim.<br />
<br />
Çok yalnızım arkadaş sayım 0 bildiğiniz 0, kimsesiz ve yapayalnızım. Geçenlerde dayanamadım, Allah'a sitem ettim. "Bana birini gönder, artık bu yükü tek başıma taşımak istemiyorum" dedim. Ve birisi geldi. 4 gün sürdü... Sadece 4 gün.<br />
<br />
Tanıştığım bir kızdı ve biraz hani ilgi sevdalısıydı sürekli ilgi istiyordu ve ileri gidiyordu yakın olmak istiyordu ve ben ona karşı dürüst oldum, sınırlarımı çizdim, gerici görünme pahasına karakterimden ödün vermedim.. En son benim bu kendi sınırlarını koruma konum yüzünden tartıştık ve son mesaj olarak, mentalinin kötü olduğunu bildiğim için en şefkatli halimle "Merak ettim seni, umarım iyisindir" diye bir mesaj attım. Sonuç ne mi oldu? Engellendim.<br />
Şimdi soruyorum size ve yukarıdakine:<br />
<br />
"İnsanlar tesadüfen karşılaşmazlar onları buluşturan Allah’tır."<br />
<br />
<br />
Neden? En çok ihtiyacım olduğu anda bir umut<br />
 ışığı yakıp, neden 4 gün sonra onu daha büyük bir karanlıkla geri alıyorsun? Ben mi çok anormalim yoksa bu dünya mı "saf" olan her şeyi ezmeye programlı? Aylardır bir imtihan içerisindeyim ve artık dayanamıyorum. Bugün zihinsel ve duygusal olarak aşırı yoruldum, ağladım ve gün bitmeden bu sürpriz beni yakaladı.<br />
<br />
Sınırları korumaya çalıştıkça, dürüst kaldıkça daha çok dövülüyorum sanki. Artık "normal biri" olmak, sadece göğsümün ağrımadan nefes almasını istiyorum. Hissizleşiyorum ve bu beni korkutuyor. Yıllardır yapayalnızım. Değer, sevgi görememe konusunda konuşsam sayfalar yazarım kendim hakkımda <br />
<br />
Sizce Allah gerçekten sevdiği kulunu böyle mi imtihan eder, yoksa ben sadece bu evrende unutulmuş bir atık mıyım?<br />
Okuduğunuz için teşekkürler, sadece duyulmaya ihtiyacım vardı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rahmet İnsanı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-rahmet-insani</link>
			<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 22:10:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34975">USKUP</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-rahmet-insani</guid>
			<description><![CDATA[Rahmet İnsanının Özellikleri:<br />
1- Benliğini bertaraf eder<br />
2- Kendine vakıf olur, kendini Hakk'a ram eder<br />
3- Yüzünden tebessüm eksik olmaz<br />
4- Simasında rahmaniyet ve secde adameti olur<br />
5- Günahkara değil günaha kızar <br />
6- Gittiği her yere bahar götürür, muhabbet götürür, bulunduğu her yere huzur veren bir kişiliğe sahiptir<br />
7- Her sözü ruha gıdadır<br />
8- Gönül ihya eder<br />
9- Yalnızların ve gariplerin dert ortağıdır<br />
10- Etrafıyla ilgili daima takva üzere yardımlaşır<br />
11- Daima ilahi huzur içinde olduğu idrakindedir<br />
12- Gelmeyene gider, kimseye küsmez, vermeyene verir derya misalidir, diğergamdır, evvela önce kardeşim der]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Rahmet İnsanının Özellikleri:<br />
1- Benliğini bertaraf eder<br />
2- Kendine vakıf olur, kendini Hakk'a ram eder<br />
3- Yüzünden tebessüm eksik olmaz<br />
4- Simasında rahmaniyet ve secde adameti olur<br />
5- Günahkara değil günaha kızar <br />
6- Gittiği her yere bahar götürür, muhabbet götürür, bulunduğu her yere huzur veren bir kişiliğe sahiptir<br />
7- Her sözü ruha gıdadır<br />
8- Gönül ihya eder<br />
9- Yalnızların ve gariplerin dert ortağıdır<br />
10- Etrafıyla ilgili daima takva üzere yardımlaşır<br />
11- Daima ilahi huzur içinde olduğu idrakindedir<br />
12- Gelmeyene gider, kimseye küsmez, vermeyene verir derya misalidir, diğergamdır, evvela önce kardeşim der]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben mecnun değildim.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ben-mecnun-degildim</link>
			<pubDate>Sat, 20 Nov 2021 13:04:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27423">Gül-i Cennet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ben-mecnun-degildim</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/KtAID_cXZhA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/KtAID_cXZhA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ALLAH`a Zikir]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-allah-a-zikir</link>
			<pubDate>Sun, 01 Aug 2021 06:24:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34494">ihsanak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-allah-a-zikir</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH`a Zikir</span> ?<br />
<br />
Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm<br />
<br />
100 Kez: Sübhânallâh<br />
<br />
100 Kez: Elhamdülillah <br />
<br />
100 Kez: La ilahe illallah<br />
<br />
100 Kez: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî<br />
<br />
33 Kez: Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh <br />
<br />
33 Kez: Sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber<br />
<br />
33 Kez: Salavat <br />
<br />
3 Kez: lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
3 Kez: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî<br />
<br />
3 Kez: Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî<br />
<br />
3 Kez: Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî<br />
<br />
3 Kez: Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû<br />
<br />
1 Kez: Allâhümme fâtıre’s–semâvâti ve’l–ardı âlime’l–gaybi ve’ş–şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş–şeytâni ve şirkihî<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikrin Mealleri ve Hikmetleri</span> ?<br />
Kim Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır. <br />
<br />
Kim sabah akşam yüz defa sübhânallâhi ve bi–hamdihî: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” derse, onun söylediklerinin bir mislini veya daha fazlasını söyleyen kimse dışında hiçbir şahıs, kıyâmet gününde onun söylediğinden daha faziletli bir zikirle gelemez, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir. <br />
<br />
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.<br />
<br />
İsrâ gecesinde İbrâhim aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu söyledi: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’den ibaret olduğunu haber ver.<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. <br />
<br />
Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî: Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.<br />
<br />
Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî: Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla.<br />
<br />
Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver.<br />
<br />
Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allahım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla!<br />
<br />
Allâhümme fâtıre’s–semâvâti ve’l–ardı âlime’l–gaybi ve’ş–şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş–şeytâni ve şirkihî: Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allahım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Senden başka ilâh bulunmadığını kesinlikle söylerim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım” diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağa yattığın zaman söyle!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH`a Zikir</span> ?<br />
<br />
Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm<br />
<br />
100 Kez: Sübhânallâh<br />
<br />
100 Kez: Elhamdülillah <br />
<br />
100 Kez: La ilahe illallah<br />
<br />
100 Kez: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî<br />
<br />
33 Kez: Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh <br />
<br />
33 Kez: Sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber<br />
<br />
33 Kez: Salavat <br />
<br />
3 Kez: lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
3 Kez: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî<br />
<br />
3 Kez: Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî<br />
<br />
3 Kez: Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî<br />
<br />
3 Kez: Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû<br />
<br />
1 Kez: Allâhümme fâtıre’s–semâvâti ve’l–ardı âlime’l–gaybi ve’ş–şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş–şeytâni ve şirkihî<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikrin Mealleri ve Hikmetleri</span> ?<br />
Kim Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır. <br />
<br />
Kim sabah akşam yüz defa sübhânallâhi ve bi–hamdihî: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” derse, onun söylediklerinin bir mislini veya daha fazlasını söyleyen kimse dışında hiçbir şahıs, kıyâmet gününde onun söylediğinden daha faziletli bir zikirle gelemez, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir. <br />
<br />
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.<br />
<br />
İsrâ gecesinde İbrâhim aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu söyledi: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’den ibaret olduğunu haber ver.<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. <br />
<br />
Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî: Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.<br />
<br />
Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî: Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla.<br />
<br />
Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver.<br />
<br />
Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allahım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla!<br />
<br />
Allâhümme fâtıre’s–semâvâti ve’l–ardı âlime’l–gaybi ve’ş–şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş–şeytâni ve şirkihî: Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allahım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Senden başka ilâh bulunmadığını kesinlikle söylerim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım” diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağa yattığın zaman söyle!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vefk]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-vefk</link>
			<pubDate>Wed, 05 May 2021 16:22:55 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34414">Dindargenc</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-vefk</guid>
			<description><![CDATA[Vefk yapan güvenilir hoca arıyorum bilen Allah rızası için yardım edebilir mi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Vefk yapan güvenilir hoca arıyorum bilen Allah rızası için yardım edebilir mi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cerrahi tekkesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cerrahi-tekkesi</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 17:40:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34278">Bnonudevrdimsnkimsin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cerrahi-tekkesi</guid>
			<description><![CDATA[İstanbul cerrahi tekkesine gittim. Ömer Tuğrul inançer oradaydı şeyhiymiş oranın. Girdim içeri bir asker selamı verdim. Huu dedi. Sonra sigara paketini çıkardı . İçerde içmek yasak değil mi efendim dedim. Ona bakarsan biz zaten yastayız dedi. Peki efendim bari sigaranızı yakayım dedim. Çakmağımı çıkardım bastım ateşe. Yandı sigara. Ben de içebilir miyim dedim. İç sana serbest sevdim seni dedi. Çıkardım bi sigara efendim dedim külü nereye atıcam. Verin şuna bi küllük dedi. Verdiler bir küllük. Bugünkü sohbetimiz ilahlık ve firavun dedi:<br />
<br />
<br />
<br />
Dervişlik öyle bir şeydir ki taklidi bile adam eder dedi. Firavun diyordu ki bu Musa nasıl bir şey yani birinci gelmiş diye soruyordu dedi . Musa kimseden korkmadığı için bir numaraydı dedi. Şey budur zekilikle olmaz. Kimseden korkmamala olur topu topu hepsi bu dedi. Benim şeyh olmam da bu. Güçlü olan ayakta kalır kural budur dedi. Sonra Cem Yılmaz geldi. Osmanlı lokumları dağıttı. Zikir çektik dağıldık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İstanbul cerrahi tekkesine gittim. Ömer Tuğrul inançer oradaydı şeyhiymiş oranın. Girdim içeri bir asker selamı verdim. Huu dedi. Sonra sigara paketini çıkardı . İçerde içmek yasak değil mi efendim dedim. Ona bakarsan biz zaten yastayız dedi. Peki efendim bari sigaranızı yakayım dedim. Çakmağımı çıkardım bastım ateşe. Yandı sigara. Ben de içebilir miyim dedim. İç sana serbest sevdim seni dedi. Çıkardım bi sigara efendim dedim külü nereye atıcam. Verin şuna bi küllük dedi. Verdiler bir küllük. Bugünkü sohbetimiz ilahlık ve firavun dedi:<br />
<br />
<br />
<br />
Dervişlik öyle bir şeydir ki taklidi bile adam eder dedi. Firavun diyordu ki bu Musa nasıl bir şey yani birinci gelmiş diye soruyordu dedi . Musa kimseden korkmadığı için bir numaraydı dedi. Şey budur zekilikle olmaz. Kimseden korkmamala olur topu topu hepsi bu dedi. Benim şeyh olmam da bu. Güçlü olan ayakta kalır kural budur dedi. Sonra Cem Yılmaz geldi. Osmanlı lokumları dağıttı. Zikir çektik dağıldık.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kendine yolculuk]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kendine-yolculuk</link>
			<pubDate>Tue, 02 Feb 2021 12:10:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34226">Aligibiyigityoktur</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kendine-yolculuk</guid>
			<description><![CDATA[Bir ara vardı bu forumda adam dünya düzdür diyo. Bir süzme gerizekalı mod da islama tevil etmeden söyle bu söylemlerini diyordu. Kutsalıma dokunma diyor. Kutsalına niye dokunamıyoruz. Kutsal nedir. Puttur. Bir adam dünya yuvarlak mı düz mü diye dünyayı turlamış. Geldiği yere geri dönmüş. Geldiğin yere geri döneceksin. Kendone yolculuk bu. Ama ben ankayı aramak için yola çıktım ankayı bulucam. Her saniye değerli. Siz bula bula bir pitbul köpeği veya kangal bulucaksınız. Diceksiniz hiçbir gelişme yok. Olduğum yerde saymışım. Bende sonsuz istek var. Yoksa öyle çalışmayla elde edilecek işler değil bunlar istekle elde edilir. O adamı bulucam. Hiçbir zaman oldum vehmine kapılmam ve bir karar durmam. Bir kararda duruyorsan hiçbir gelişme yok demektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir ara vardı bu forumda adam dünya düzdür diyo. Bir süzme gerizekalı mod da islama tevil etmeden söyle bu söylemlerini diyordu. Kutsalıma dokunma diyor. Kutsalına niye dokunamıyoruz. Kutsal nedir. Puttur. Bir adam dünya yuvarlak mı düz mü diye dünyayı turlamış. Geldiği yere geri dönmüş. Geldiğin yere geri döneceksin. Kendone yolculuk bu. Ama ben ankayı aramak için yola çıktım ankayı bulucam. Her saniye değerli. Siz bula bula bir pitbul köpeği veya kangal bulucaksınız. Diceksiniz hiçbir gelişme yok. Olduğum yerde saymışım. Bende sonsuz istek var. Yoksa öyle çalışmayla elde edilecek işler değil bunlar istekle elde edilir. O adamı bulucam. Hiçbir zaman oldum vehmine kapılmam ve bir karar durmam. Bir kararda duruyorsan hiçbir gelişme yok demektir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cüppeli ahmet]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cuppeli-ahmet</link>
			<pubDate>Tue, 02 Feb 2021 11:55:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34226">Aligibiyigityoktur</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cuppeli-ahmet</guid>
			<description><![CDATA[Bana diyolar aynı yemeği yiyoruz sen onu içerde ne yapıyorsun. Bak kardeş ben tüm benliğimle benliğimi yenmek istedim ve istiyorum. Her dem söylüyorum. Senin isteğin ne. Bugün kimi kafir yapsam veya bugün kimi namaza başlatsam. Cüppeli ahmetinki şöhret. Kes sakallarını niye kesmiyorsun. Veya süt çocuğu tipli niye süt çocuğuyum diyorsun. Süt çocuğuyla şöhret yakalanır mı. Mehdi gidecek dağ evine kardeş umrunda değil ümmet. Orada kendi için seyru sulukuna devam edicek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bana diyolar aynı yemeği yiyoruz sen onu içerde ne yapıyorsun. Bak kardeş ben tüm benliğimle benliğimi yenmek istedim ve istiyorum. Her dem söylüyorum. Senin isteğin ne. Bugün kimi kafir yapsam veya bugün kimi namaza başlatsam. Cüppeli ahmetinki şöhret. Kes sakallarını niye kesmiyorsun. Veya süt çocuğu tipli niye süt çocuğuyum diyorsun. Süt çocuğuyla şöhret yakalanır mı. Mehdi gidecek dağ evine kardeş umrunda değil ümmet. Orada kendi için seyru sulukuna devam edicek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ömer tuğrul inançer]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-omer-tugrul-inancer</link>
			<pubDate>Tue, 02 Feb 2021 11:42:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34226">Aligibiyigityoktur</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-omer-tugrul-inancer</guid>
			<description><![CDATA[Kıl uzmanı bi kılperest. Bakın beyler ben o tekkeye gittim. Müridi olmak için gittim. Benlik kokusunu duydum. Cezbeye geldim çünkü kendimdeki ileriliciliği ve ondaki gericiliği hissettim. Ben kendime hedef koyarak ilerliyorum. Bir mürşide ihtiyacım yok. Şunları yaparsan şunları elde edersin. Şu makamı geç şunu yapıcaksın. Peygambermiş mehdiymiş umrumda değil. Nereden biliyorsun belki mehdi sadece kendini kurtarıcak amerikayı başınıza salıp gidecek bu ülkeden. İç aleminde mehdi çıkaracaksın. Nefsi safiyeye ermeden kurtuluş mümkün değil. Benlik davasına düşmüşsünüz. Ben de vatan millet sakarya dedim. Ama ben cezbeli dedim. Cezbeye düştüm. Hıçkırık falan cezbe deil. Cezbe öksürtür. Niye öksürtür. Her öksürdüğünde dağıtırsın cezbeyi. Şimdi geçti o hal. Umrumda değil amerika. Benim başımda nefs ordusu var ve zaman geçiyor kıyamet yaklaşıyor her saniye değerli. Kim daha çok nefsini yendiyse o uyanıktır o tehlikelidir. Öyle sözler köşkü yok hayalhanem bilmem ben. Ben mürşitlik bilirim. Kendimi irşad ederim en başta. Dışarda biriyle uğraşamam. Sadece söz uçar ismim kalır. İsmimle irşad olur halimle irşad olur umrumda değil. Ömer tuğrul inançer kibir abidesi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kıl uzmanı bi kılperest. Bakın beyler ben o tekkeye gittim. Müridi olmak için gittim. Benlik kokusunu duydum. Cezbeye geldim çünkü kendimdeki ileriliciliği ve ondaki gericiliği hissettim. Ben kendime hedef koyarak ilerliyorum. Bir mürşide ihtiyacım yok. Şunları yaparsan şunları elde edersin. Şu makamı geç şunu yapıcaksın. Peygambermiş mehdiymiş umrumda değil. Nereden biliyorsun belki mehdi sadece kendini kurtarıcak amerikayı başınıza salıp gidecek bu ülkeden. İç aleminde mehdi çıkaracaksın. Nefsi safiyeye ermeden kurtuluş mümkün değil. Benlik davasına düşmüşsünüz. Ben de vatan millet sakarya dedim. Ama ben cezbeli dedim. Cezbeye düştüm. Hıçkırık falan cezbe deil. Cezbe öksürtür. Niye öksürtür. Her öksürdüğünde dağıtırsın cezbeyi. Şimdi geçti o hal. Umrumda değil amerika. Benim başımda nefs ordusu var ve zaman geçiyor kıyamet yaklaşıyor her saniye değerli. Kim daha çok nefsini yendiyse o uyanıktır o tehlikelidir. Öyle sözler köşkü yok hayalhanem bilmem ben. Ben mürşitlik bilirim. Kendimi irşad ederim en başta. Dışarda biriyle uğraşamam. Sadece söz uçar ismim kalır. İsmimle irşad olur halimle irşad olur umrumda değil. Ömer tuğrul inançer kibir abidesi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İletişim]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-iletisim</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 13:32:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34226">Aligibiyigityoktur</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-iletisim</guid>
			<description><![CDATA[Beyler dil arifi olmak çok kolay. Kafa traşlamayın. Ben nerede sukun hissedersem o insanla konuşurum. Kafa ütüleyeni dinlemem. Kafa ütüleyen yerinde sayar. Hem kendini ütüler hem bizi. Şirinlik denen bişey var. Bakın bir portre çizeyim. Yere kadar sakal. Görmez misin zahiriyim Muhammedin yoluyum inanmayanla muhabbeti keserim. Bu insan kaybetmeye mahkumdur beyler. Bir de portre çizeyim. Sakalları zor geldiği için kesmeyen. Yol budur erkandan içeru diyen yani. Yani yol budur benlik taslayan zahiriliği bahane eder yine giremez diyen kazanır. Bahanesi çoktur nefsin. Ben malı götürdüm beyler. Götürmeseydim yalan söylüyonursun derdiniz. İyi bir pazarcıdan güzel elma satmasını isteriz. Elmaları poşete sakin sakin koymak yerine üstümüze atandan bişey bekleyemeyiz. Bir de çakyamuni diye biri vardı burada. Yazdıklarının hiçbirini okumuyordum. Felsefecileri de okumuyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beyler dil arifi olmak çok kolay. Kafa traşlamayın. Ben nerede sukun hissedersem o insanla konuşurum. Kafa ütüleyeni dinlemem. Kafa ütüleyen yerinde sayar. Hem kendini ütüler hem bizi. Şirinlik denen bişey var. Bakın bir portre çizeyim. Yere kadar sakal. Görmez misin zahiriyim Muhammedin yoluyum inanmayanla muhabbeti keserim. Bu insan kaybetmeye mahkumdur beyler. Bir de portre çizeyim. Sakalları zor geldiği için kesmeyen. Yol budur erkandan içeru diyen yani. Yani yol budur benlik taslayan zahiriliği bahane eder yine giremez diyen kazanır. Bahanesi çoktur nefsin. Ben malı götürdüm beyler. Götürmeseydim yalan söylüyonursun derdiniz. İyi bir pazarcıdan güzel elma satmasını isteriz. Elmaları poşete sakin sakin koymak yerine üstümüze atandan bişey bekleyemeyiz. Bir de çakyamuni diye biri vardı burada. Yazdıklarının hiçbirini okumuyordum. Felsefecileri de okumuyorum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Geyik]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-geyik</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 10:52:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34226">Aligibiyigityoktur</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-geyik</guid>
			<description><![CDATA[Bir ara modaydı. Herkesin üstünde geyik tişörtü vardı. Böyle yünden. <br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MYwyIj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MYwyIj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Kimse aslan tişörtü giymiyordu beyler. Bende giydim bu kazak mıdır tişört müdür ne baş ağrısıysa. Yoksa ortak bilinçaltı mı?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir ara modaydı. Herkesin üstünde geyik tişörtü vardı. Böyle yünden. <br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MYwyIj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MYwyIj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Kimse aslan tişörtü giymiyordu beyler. Bende giydim bu kazak mıdır tişört müdür ne baş ağrısıysa. Yoksa ortak bilinçaltı mı?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[sene 2008]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sene-2008</link>
			<pubDate>Sun, 15 Nov 2020 22:47:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31494">ekberî</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sene-2008</guid>
			<description><![CDATA[her yer karanlık. karşımda bir adam. kafası çalışmıyor. ama çalışıyor. dedim ki sen mi büyüksün ben mi. ben dedi. sen mi dedim. evet dedi. gittim yüzüne tükürdüm. ne diyorsam]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[her yer karanlık. karşımda bir adam. kafası çalışmıyor. ama çalışıyor. dedim ki sen mi büyüksün ben mi. ben dedi. sen mi dedim. evet dedi. gittim yüzüne tükürdüm. ne diyorsam]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuf ekolleri nelerdir ve bu ekollere göre niyet ve eylem ilişkisi nasıldır?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-tasavvuf-ekolleri-nelerdir-ve-bu-ekollere-gore-niyet-ve-eylem-iliskisi-nasildir</link>
			<pubDate>Tue, 10 Nov 2020 22:55:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34139">hasaneryilmaz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-tasavvuf-ekolleri-nelerdir-ve-bu-ekollere-gore-niyet-ve-eylem-iliskisi-nasildir</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Calibri, sans-serif;" class="mycode_font">Tasavvuf ekolleri nelerdir ve bu ekollere göre niyet ve eylem ilişkisi nasıldır? sorusuna cevaplarınızı bekliyorum arkadaşlar.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Calibri, sans-serif;" class="mycode_font">Tasavvuf ekolleri nelerdir ve bu ekollere göre niyet ve eylem ilişkisi nasıldır? sorusuna cevaplarınızı bekliyorum arkadaşlar.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuf ve Tevhîd]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-tasavvuf-ve-tevh%C3%AEd</link>
			<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 08:33:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=3931">direkli</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-tasavvuf-ve-tevh%C3%AEd</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf gerek kulu kul eden ahlâkî erdemlere ve güzel huylara ermeyi sağlayan boyutuyla (tahalluk); gerekse kulu Hakk ile buluşturan insan, varlık ve Allah çizgisinde varlıkta birliği öğreten, Hakk ile kâim olmayı hedefleyen boyutuyla bir eğitim ve bilgi sistemidir. Dînin temeli tevhîd olduğu gibi tasavvufun temeli de tevhîddir. Tasavvufta tevhîd, Bir/Allah’ı bilmekle başlayan, Bir’i tanımak ve anlamakla yükselen, Bir için amel ve ibâdetle gelişen ve nihâyet muhabbet ve aşkla Bir’i yaşamak sûretiyle zirveye ulaşan bir disiplindir. Bilmek zihnî, anlamak aklî, tanımak kalbî, yaşamak ise hem kalbî hem bedenî bir eylemdir. Bu yüzden tasavvufî telakkîde Birlik sadece zihnî ve aklî faaliyetten ibâret değildir. Aksine zihnî ve aklî faaliyete kalbî ve bedenî aksiyon da eklenmiştir. Tasavvufta tevhîd sâlikin varacağı nihâyî Birlik anlayışıdır. Felsefede sadece zihnî ve aklî, ilm-i kelâmda aklî ve bedenî anlayışa, tasavvuf kalbî aksiyonu hayâtî bir eylem olarak ilâve etmiştir. Organları yöneten, duyguları etkileyen, görüş ve düşünceyi yönlendiren kalb ve gönüldür. Aklî eylem kalb ve gönle yerleşince kişinin hayâtı algılayış, varlığı okuma ve olayları yorumlama biçimi de değişir. Tevhîde ermenin yolu zihni bilgiyle, aklı düşünceyle, kalbi aşk ve muhabbetle doldurmaktan geçer. Aşk ile dolu bir gönül nereye bakarsa sadece O’nu görür, O’ndan başkasını görmez. Çünkü Kur’an’da: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Nereye dönerseniz dönün Allah’ın yüzü oradadır”</span>1 buyurulmaktadır. Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığına inanan,2 mutlak varlığın sadece O olduğunu bilen insanın gözünde fâil-i mutlak O’dur. Çünkü mü’min: “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” ifâdeleriyle her türlü güç, kuvvet, tâkat ve enerjinin Yüce Allah’tan olduğunu itirâf etmektedir. Gerçek tevhîd bu itirâfı kalben hissetmektir. O yüce varlığa vuslatın yolu kendi varlığından geçmek, muhabbetle her şeyde Allah’ı tefekkür etmektir. Halk içinde en aşağı kendini görmek, tevâzû libâsına bürünmektir. Bu bir bakıma hiçliğe ermek, kendi fânî varlığını yok saymak, Hakk ile kâim olduğunu kavramaktır. Bu idrâke ererek aşk eteğine yapışan gönlünden Hakk’ın dışındaki ağyârı temizlemiş olur. Şâirâne ifâdesiyle: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kendime yokluktan özge bir iyi kâr bulamadım</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Benden ednâ halk içinde kimse zinhâr bulamadım</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şöyle fehmettim ki varlıktır beni yoldan koyan</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dâmen-i aşka yapıştım dilde ağyâr bulamadım</span>3 Hayâtı anlamlı kılan hedefler belirlemek ve bir gâye istikâmetinde yürümektir. Kâinâtın gözde varlığı insanın, var oluş gâyesi sadece Allah’a kulluktur.4 Hazreti Mevlânâ, inanan için varlığın Mâşuk/Allah’tan ibâret bulunduğuna; âşıkın mürde/ölü, Mâşuk/Allah’ın gerçek diri5 olduğunu söyleyerek hedefin Allah ve O’nun rızâsı olduğuna dikkat çeker. Yâr/Allah ile olan gönül bu gerçeğin farkındadır. Ama ağyâr ile olan, mâsivâ ile kirlenen gönül ise istîlâya uğramış gibidir. İstîlâya uğrayan gönül kararır. Kararan gönlün aşkla temizlenmesi takdîrinde kul Allah’ı kalbi ile idrâk etmeye, Birliği yaşamaya başlar. Allah adamı hem âlemde, hem kendi varlığında Hakk’ı arayandır. Ancak insan dış âleme gitmeden kendi iç âleminde Hakk’ı bulabilir. Çünkü Allah insanla berâberdir. Nitekim Allah kuluna şah damarından daha yakın olduğunu belirtmektedir.6 İnsan O’nu ağyârda değil kendi içinde aramalıdır. İnsan gönlünün derinliklerine dalarak kendine bakmayı bilmeli, ilâhî olana; muhabbet ve ma’rifete âid bulunana yönelmelidir. Allah içte de dışta da insanlara kudret âsârını göstereceğini şöyle ifâde buyurur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Biz onlara âfakta ve enfüste âyetlerimizi göstereceğiz.”</span>7 Gören göz, düşünen akıl, seven kalb hep O’ndandır. İnsanın kendine âid neyi var ki? Nitekim Hz. Mevlânâ şöyle der: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sen şu görünen bedenden ibaret değilsin. Sen rûhânî bir gözsün, bir görüşsün. Eğer sen, sende bulunan canı görebilsen, bedenden de, cisimden de kurtulursun.”</span>8 İnsanın kendine âid bir varlığı olmadığını kavraması tevhîdde önemli bir merhaledir. Çünkü insan bu anlayışa erdiği zaman ben, ben demekten kurtulacak ve benim sandığı her şeyin kendisinin olmadığını, hatta kendisinin de kendisi olmadığını kavrayacaktır. Hz. Mevlânâ bu gerçeği <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>’sinde ne güzel belirtmektedir: Biz ney gibiyiz. Bizdeki ses, sendendir. Biz dağ gibiyiz, bizdeki yankı sendendir. Ey bizim cânımıza cân olan Rabbim! Biz kim oluyoruz da, sana karşı, “biziz” diye ortaya çıkalım. Allahım bizim varlığımız aslında yoktan, “gerçek varlık” ise Senden ibârettir. Görünüşte biz bayrakların üstündeki arslanlarız. O arslanların zaman zaman oynayışı rüzgârın tesiri iledir. Arslanların oynayışı görünür de onları oynatan rüzgâr görünmez. İşte o görünmeyen var ya, O eksik olmasın, hiç bir zaman bizden uzak kalmasın. Allahım bizi hareket ettiren güç de bizim var oluşumuz da, senin ihsânındır. Varlığımızın hepsi Senin eserindir.9 Bilmek, bulmak ve olmak tasavvuf yolunda önemli menzillerdir. Bilmek ilme’l-yakîn ölçüleri içerisinde Hakk’ı, hakîkati, varlığı ve varlığın sahibini tanımaktır. Bilmek sonuçları itibariyle motivasyon tesiri olmayan, bununla birlikte kalbî irfâna açılan bir pencere niteliğindedir. Bu pencereden gelen ışık ve şua insana aradığını bulmaimkânı sunan, bir bakıma ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne ulaştıran aracı niteliğindedir. Ayne’l-yakîn sayesinde açılan basîret gözü ibâdet ve tâatlerdeki mânevî haz, rûhânî aşk ve şevk ile hakka’l-yakîn ile olmayı ve kemâle ermeyi gerçekleştirir. Böylece Allah yolunun yolcusu gerçek tevhîd ile sonuçlanacak ma’rifet ve aşk yolculuğunda ilme’l yakîn/bilmek, ayne’l-yakîn/bulmak, hakka’l-yakîn/olmak menzillerinden geçmiş olur. Tasavvufta tevhîdin varlığı ilgilendiren ontolojik bir mânâsı varsa da asıl nihâyî mânâsı ve gâyesi insanın duygu ve düşüncelerindeki dağınıklığı toparlamak, hedefini teke indirmek (tevhîd-i kusûd) ve bu sâyede yaptığı işten, ibâdetten, hizmetten mânevî haz ve lezzet almaktır. İbâdetlere nefsin verdiği îğvâ ve idlâlden kurtularak aşkla yönelmek, kendini tanıyarak Rabbını tanımanın hazzına ermektir. Tasavvuf edebiyatında tevhîd ilâhîsi olarak bilinen sâlik ve zâkirleri hem tevhîd zikrine, hem de tevhîd idrâkine çağıran şiirler bu bakımdan zengin bir lirizm ihtivâ etmektedir. Kelime-i Tevhîd’in nefy bölümündeki “lâ ilâhe” lafzıyla gönüldeki Hakk’ın dışında her türlü ilgileri, sevgileri, hevâ ve nefs tanrılarını atıp yok ederek onun yerine “illallah” isbâtıyla sâdece Allah’ı ikâme etmektir. Nitekim Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ne güzel söylemiştir: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buyruğun tut Rahmân’ın / Tevhîde gel tevhîde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tâzelensin îmânın / Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaban yerlere bakma / Cânın odlara yakma</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Her gördüğüne akma / Tevhîde gel tevhîde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mâsivâdan gözün yum / Ne umarsan Hakk’tan um</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Gitsin gönülden hümum / Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen seni ne sanırsın / Fânîye aldanırsın</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hoş bir gün uyanırsın /Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sakın nefse inanma / Kendini bildim sanma</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şirk âteşine yanma / Tevhîde gel tevhîde</span> el-Hâsıl tevhîd fânî olandan ölmek, Bâkî ile olmak ve dirilmektir. Tevhîd, aşkı tetikler, aşk da ibâdet ve hizmet heyecânını ateşler, böylece insan hayâtı sevgi ve heyecân ile anlam kazanır.</span></span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Dipnotlar: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">1) </span>el-Bakara, 2/215. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">2) </span>el-A’râf, 7/156. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">3) </span>Ahmed Kuddûsî, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dîvân</span>, İstanbul 1291, s. 113. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">4) </span>ez-Zâriyât, 51/56. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">5) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, I, b. 30. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">6) </span>Kâf, 45/16. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">7) </span>Fussilet, 41/53. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">8) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, VI, b. 811. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">9) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, I, b. 600-606.</span></span></span></span></span></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hasan kamil yılmaz.</span></span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf gerek kulu kul eden ahlâkî erdemlere ve güzel huylara ermeyi sağlayan boyutuyla (tahalluk); gerekse kulu Hakk ile buluşturan insan, varlık ve Allah çizgisinde varlıkta birliği öğreten, Hakk ile kâim olmayı hedefleyen boyutuyla bir eğitim ve bilgi sistemidir. Dînin temeli tevhîd olduğu gibi tasavvufun temeli de tevhîddir. Tasavvufta tevhîd, Bir/Allah’ı bilmekle başlayan, Bir’i tanımak ve anlamakla yükselen, Bir için amel ve ibâdetle gelişen ve nihâyet muhabbet ve aşkla Bir’i yaşamak sûretiyle zirveye ulaşan bir disiplindir. Bilmek zihnî, anlamak aklî, tanımak kalbî, yaşamak ise hem kalbî hem bedenî bir eylemdir. Bu yüzden tasavvufî telakkîde Birlik sadece zihnî ve aklî faaliyetten ibâret değildir. Aksine zihnî ve aklî faaliyete kalbî ve bedenî aksiyon da eklenmiştir. Tasavvufta tevhîd sâlikin varacağı nihâyî Birlik anlayışıdır. Felsefede sadece zihnî ve aklî, ilm-i kelâmda aklî ve bedenî anlayışa, tasavvuf kalbî aksiyonu hayâtî bir eylem olarak ilâve etmiştir. Organları yöneten, duyguları etkileyen, görüş ve düşünceyi yönlendiren kalb ve gönüldür. Aklî eylem kalb ve gönle yerleşince kişinin hayâtı algılayış, varlığı okuma ve olayları yorumlama biçimi de değişir. Tevhîde ermenin yolu zihni bilgiyle, aklı düşünceyle, kalbi aşk ve muhabbetle doldurmaktan geçer. Aşk ile dolu bir gönül nereye bakarsa sadece O’nu görür, O’ndan başkasını görmez. Çünkü Kur’an’da: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Nereye dönerseniz dönün Allah’ın yüzü oradadır”</span>1 buyurulmaktadır. Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığına inanan,2 mutlak varlığın sadece O olduğunu bilen insanın gözünde fâil-i mutlak O’dur. Çünkü mü’min: “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” ifâdeleriyle her türlü güç, kuvvet, tâkat ve enerjinin Yüce Allah’tan olduğunu itirâf etmektedir. Gerçek tevhîd bu itirâfı kalben hissetmektir. O yüce varlığa vuslatın yolu kendi varlığından geçmek, muhabbetle her şeyde Allah’ı tefekkür etmektir. Halk içinde en aşağı kendini görmek, tevâzû libâsına bürünmektir. Bu bir bakıma hiçliğe ermek, kendi fânî varlığını yok saymak, Hakk ile kâim olduğunu kavramaktır. Bu idrâke ererek aşk eteğine yapışan gönlünden Hakk’ın dışındaki ağyârı temizlemiş olur. Şâirâne ifâdesiyle: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kendime yokluktan özge bir iyi kâr bulamadım</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Benden ednâ halk içinde kimse zinhâr bulamadım</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şöyle fehmettim ki varlıktır beni yoldan koyan</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dâmen-i aşka yapıştım dilde ağyâr bulamadım</span>3 Hayâtı anlamlı kılan hedefler belirlemek ve bir gâye istikâmetinde yürümektir. Kâinâtın gözde varlığı insanın, var oluş gâyesi sadece Allah’a kulluktur.4 Hazreti Mevlânâ, inanan için varlığın Mâşuk/Allah’tan ibâret bulunduğuna; âşıkın mürde/ölü, Mâşuk/Allah’ın gerçek diri5 olduğunu söyleyerek hedefin Allah ve O’nun rızâsı olduğuna dikkat çeker. Yâr/Allah ile olan gönül bu gerçeğin farkındadır. Ama ağyâr ile olan, mâsivâ ile kirlenen gönül ise istîlâya uğramış gibidir. İstîlâya uğrayan gönül kararır. Kararan gönlün aşkla temizlenmesi takdîrinde kul Allah’ı kalbi ile idrâk etmeye, Birliği yaşamaya başlar. Allah adamı hem âlemde, hem kendi varlığında Hakk’ı arayandır. Ancak insan dış âleme gitmeden kendi iç âleminde Hakk’ı bulabilir. Çünkü Allah insanla berâberdir. Nitekim Allah kuluna şah damarından daha yakın olduğunu belirtmektedir.6 İnsan O’nu ağyârda değil kendi içinde aramalıdır. İnsan gönlünün derinliklerine dalarak kendine bakmayı bilmeli, ilâhî olana; muhabbet ve ma’rifete âid bulunana yönelmelidir. Allah içte de dışta da insanlara kudret âsârını göstereceğini şöyle ifâde buyurur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Biz onlara âfakta ve enfüste âyetlerimizi göstereceğiz.”</span>7 Gören göz, düşünen akıl, seven kalb hep O’ndandır. İnsanın kendine âid neyi var ki? Nitekim Hz. Mevlânâ şöyle der: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sen şu görünen bedenden ibaret değilsin. Sen rûhânî bir gözsün, bir görüşsün. Eğer sen, sende bulunan canı görebilsen, bedenden de, cisimden de kurtulursun.”</span>8 İnsanın kendine âid bir varlığı olmadığını kavraması tevhîdde önemli bir merhaledir. Çünkü insan bu anlayışa erdiği zaman ben, ben demekten kurtulacak ve benim sandığı her şeyin kendisinin olmadığını, hatta kendisinin de kendisi olmadığını kavrayacaktır. Hz. Mevlânâ bu gerçeği <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>’sinde ne güzel belirtmektedir: Biz ney gibiyiz. Bizdeki ses, sendendir. Biz dağ gibiyiz, bizdeki yankı sendendir. Ey bizim cânımıza cân olan Rabbim! Biz kim oluyoruz da, sana karşı, “biziz” diye ortaya çıkalım. Allahım bizim varlığımız aslında yoktan, “gerçek varlık” ise Senden ibârettir. Görünüşte biz bayrakların üstündeki arslanlarız. O arslanların zaman zaman oynayışı rüzgârın tesiri iledir. Arslanların oynayışı görünür de onları oynatan rüzgâr görünmez. İşte o görünmeyen var ya, O eksik olmasın, hiç bir zaman bizden uzak kalmasın. Allahım bizi hareket ettiren güç de bizim var oluşumuz da, senin ihsânındır. Varlığımızın hepsi Senin eserindir.9 Bilmek, bulmak ve olmak tasavvuf yolunda önemli menzillerdir. Bilmek ilme’l-yakîn ölçüleri içerisinde Hakk’ı, hakîkati, varlığı ve varlığın sahibini tanımaktır. Bilmek sonuçları itibariyle motivasyon tesiri olmayan, bununla birlikte kalbî irfâna açılan bir pencere niteliğindedir. Bu pencereden gelen ışık ve şua insana aradığını bulmaimkânı sunan, bir bakıma ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne ulaştıran aracı niteliğindedir. Ayne’l-yakîn sayesinde açılan basîret gözü ibâdet ve tâatlerdeki mânevî haz, rûhânî aşk ve şevk ile hakka’l-yakîn ile olmayı ve kemâle ermeyi gerçekleştirir. Böylece Allah yolunun yolcusu gerçek tevhîd ile sonuçlanacak ma’rifet ve aşk yolculuğunda ilme’l yakîn/bilmek, ayne’l-yakîn/bulmak, hakka’l-yakîn/olmak menzillerinden geçmiş olur. Tasavvufta tevhîdin varlığı ilgilendiren ontolojik bir mânâsı varsa da asıl nihâyî mânâsı ve gâyesi insanın duygu ve düşüncelerindeki dağınıklığı toparlamak, hedefini teke indirmek (tevhîd-i kusûd) ve bu sâyede yaptığı işten, ibâdetten, hizmetten mânevî haz ve lezzet almaktır. İbâdetlere nefsin verdiği îğvâ ve idlâlden kurtularak aşkla yönelmek, kendini tanıyarak Rabbını tanımanın hazzına ermektir. Tasavvuf edebiyatında tevhîd ilâhîsi olarak bilinen sâlik ve zâkirleri hem tevhîd zikrine, hem de tevhîd idrâkine çağıran şiirler bu bakımdan zengin bir lirizm ihtivâ etmektedir. Kelime-i Tevhîd’in nefy bölümündeki “lâ ilâhe” lafzıyla gönüldeki Hakk’ın dışında her türlü ilgileri, sevgileri, hevâ ve nefs tanrılarını atıp yok ederek onun yerine “illallah” isbâtıyla sâdece Allah’ı ikâme etmektir. Nitekim Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ne güzel söylemiştir: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buyruğun tut Rahmân’ın / Tevhîde gel tevhîde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tâzelensin îmânın / Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaban yerlere bakma / Cânın odlara yakma</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Her gördüğüne akma / Tevhîde gel tevhîde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mâsivâdan gözün yum / Ne umarsan Hakk’tan um</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Gitsin gönülden hümum / Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen seni ne sanırsın / Fânîye aldanırsın</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hoş bir gün uyanırsın /Tevhîde gel tevhîde</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sakın nefse inanma / Kendini bildim sanma</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şirk âteşine yanma / Tevhîde gel tevhîde</span> el-Hâsıl tevhîd fânî olandan ölmek, Bâkî ile olmak ve dirilmektir. Tevhîd, aşkı tetikler, aşk da ibâdet ve hizmet heyecânını ateşler, böylece insan hayâtı sevgi ve heyecân ile anlam kazanır.</span></span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Dipnotlar: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">1) </span>el-Bakara, 2/215. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">2) </span>el-A’râf, 7/156. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">3) </span>Ahmed Kuddûsî, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dîvân</span>, İstanbul 1291, s. 113. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">4) </span>ez-Zâriyât, 51/56. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">5) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, I, b. 30. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">6) </span>Kâf, 45/16. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">7) </span>Fussilet, 41/53. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">8) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, VI, b. 811. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">9) </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mesnevî</span>, I, b. 600-606.</span></span></span></span></span></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hasan kamil yılmaz.</span></span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ledün İlmi ve Keşf]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ledun-ilmi-ve-kesf--65805</link>
			<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 08:14:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=3931">direkli</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ledun-ilmi-ve-kesf--65805</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ledün” kelimesi, Türkçe’de de kulandığımız “nezdinde, yanında” manasını ifade eden “inde” kelimesiyle eş anlamlıdır. Kur’an’da pek çok defa geçen bu kelime, Kehf sûresinde Musa ile Hızır kıssasında Hızır hakkında: “Biz ona tarafımızdan (ledün) bir ilim öğretmiştik” (el-Kehf, 18/65) şeklinde geçmektedir. Ayette geçen “ledünnî ilim”, “gaybî ilim ve ilahî esrarı kavrama” manasında bir terimdir. Ayette Hızır’a verildiği bildirilen ilmi, peygamberlere verilen ilimden ayıran özellik, “öğretim biçimi”dir. Bu yüzden ayette “öğretmiştik” (allem-nahu) tabiri kullanılmıştır. Değilse peygamberlerin ilmi de Hakk katındandır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Mûsa’ya, Hakk katından peygamber olması hasebiyle verilen ilim, dini hükümlerdi, ibadet, muamelat ve ahlak bilgisiydi. Hızır’a verilen bilgi ise olayların ve eşyanın sırlarını kavramaktı. Nitekim bu olayı anlatan bir hadis-i şerifte Hızır’ın Musa’ya şöyle dediği rivayet edilmiştir:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ya Musa, ben Allah’ın bana öğrettiği bir ilme sahibim ki, sen onu bilmezsin. Sen de Allah’ın sana öğrettiği bir ilme sahipsin ki, ben onu bilmem.” </span>(Buharı, İlim, 44). Ayet ve hadislerde geçen bu kavram, ilham ve keşf yolu ile elde edilen hakîkat bilgisine “alem” olmuştur. Bu itibarla “ledünnî bilgi”, fikrî, zihnî ve de düşünce temrinleriyle elde edilen bir bilgi türü olmayıp, taraf-ı ilahîden gelir. Bu bilgi türünde akış, eserden müessire, vicdandan vücuda değil, müessirden esere, vücüddan vicdana doğrudur. “Ledünnî bilgi” bir keşf işi olduğundan, “keşf” kavramıyla da alakalıdır. Hatta çoğu zaman bu iki kavram birbirinin yerine de kullanılır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf lügatte “perdenin açılması” demektir. Tasavvuf kavramı olarak anlamı ise gerek vücûd ve gerekse şühûd açısından; yani gerek görmek suretiyle, gerekse idrak yoluyla perdelerin arkasındaki gizli manalara ve gerçeklere muttali olmaktır. Kur’an’da insanın gözünden gaflet perdesi kalkıp (keşf), basiretle kainata baktığında çok ince bazı sırlara aşina olabileceğine işaret edilmiştir: “Andolsun sen gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık (keşf). Bugün artık gözün keskindir.” (Kaf, 50/22) Yani artık ilahi incelikleri görebilecek bir basirete sahibsin.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ayette “basiret”, gözünden gaflet perdesinin kalkması anlamına gelen “keşf” tasavvufta ibadet ve taat sonucu mazhar olunacak basiretle kainat kitabını okumak ve bu suretle bir takım sırlara erişmek manasına kullanılmıştır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf, bir boyutuyla insanı ahlakî kemale hazırlayan bir eğitim sistemi, bir boyutuyla da bilgi ve ma’rifet yoludur. “Seyr u sülûk”diye ifade edilen tasavvufi eğitim, ruhî yükselişi hedeflemektedir. Ruhi yükseliş ve manevi terakki sonucu insanın vehbi bir takım bilgilere erişebileceği kabul edilmektedir. “Vehbî bilgi” adından da anlaşılacağı gibi, kula Hakk tarafından ilham yoluyla gelebilecek“keşfi” bilgilerdir. Vahiy ile asla karıştırılmamalıdır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bütün İslamî ilimlerin kaynağı Kur’an ve sünnettir. Bu kaynakların yorumu konusunda fıkıh ve kelam gibi ilimler, akıl aracılığı ile “istidlal ve nazar” yolunu kullanırken tasavvuf; “keşf ve ilham”; yani ledün yolunu kullanmaktadır. Ancak ilm-i ledün sırrına ermek; ibadet, riyazat ve mücahede ile belli bir manevi olgunluğa ermeyi gerektirmektedir. Kur’an-ı Kerim ayetleriyle hadislerde insanın ibadet, takva ve manevi yükseliş sonucu bir takım ince seziş, ilham ve bilgilere erişebileceğine delil olabilecek ifadeler vardır. Nitekim Kehf suresinde (18/65-82) Musa ile Hızır’ın arkadaşlığı sırasında Musa’nın olayların dış yüzüne bakarak hükmettiği, Hızır’ın ise “ilm-i ledün” sayesinde mes’elenin içyüzüne vakıf olduğu görülmektedir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu konuda delil sayılan diğer ayetlerden bazıları şöyledir:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Takva üzere olunuz ki Allah size öğretsin” (el-Bakara, 2/282).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Eğer takva üzere olursanız Allah size furkan ve nur verir” (el-Enfal, 8/29).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Allah’tan korkun ve Rasûlü’ne inanın ki, Allah size rahmetinden bir pay ayırsın, sizin için, Işığında yürüyeceğiniz bir nur ortaya koysun” (el-Hadid, 57/28).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu ayetlerde geçen “furkan, rahmet ve nur” gibi kavramlar, bir bakıma insanda meydana gelen “gönül aydınlanması sayesinde ortaya çıkan vehbî ilim” diyebileceğimiz keşf, feth ve ilhamlar, ruhi tecrübe ve sezişlerdir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu konuya delil olabilecek hadislerden bazıları şöyledir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Her ümmetin muhaddesleri; keşf ve ilhama mazhar kişileri vardır. Bu ümmetin muhaddeslerinden biri de Ömer b. Hattab’dır.”</span>(Buhari, Fazail, 16)</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Öğrendikleriyle amel edene Allah Teala bilmediklerini öğretir.” </span>[Keşfü’1-hafa, II, 265 (2542)]<br />
<br />
</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kırk gün süreyle Allah’a ihlasla amel edenin kalbinden lisanına hikmet pınarları akmaya başlar.”</span> [Keşfü’1-hafa, II, 223 (2361)1</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf ve ilham, mutasavvıflar için hakikata ulaşmada bir yol ve bir araç olmakla birlikte, hiçbir zaman gaye değildir. Çünkü keşf ve ilham sadece sahibini bağlar. Sofinin keşfi, müctehidin içtihadı gibidir. Hatâ ve savâb ihtimali her zaman vardır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf, havassa aid birledün ilmidir. Mutasavvıflar arasında yaygın olan görüşe göre Hz. Peygamber (s.a.)’in Allah’tan aldığı üç nevi ilim vardır. Bunlardan biri, Hz. Peygamberin ashabının hepsine öğrettiği, emir ve nehiylerden oluşan şeriat ilmi, diğer ashabın bazılarına talim buyurduğu özel ilim (tarîkat, tasavvuf; ya da havas ilmi), bir diğeri de Allah ile kendisi arasında bir şifre mesabesinde olan ve manası sadece kendisine malum, muhatabı bizzat kendileri olan ilimdir. Kur’an’daki hurüf-i mukattaa ve müteşabih ayetler bu türdendir. Allah Rasûlü’nün bizzat kendisinin: “Siz <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, çok ağlar, az gülerdiniz.”</span> (Buhari Küsûf, 2;Müslim Salat, 112) hadis-i şerifi Hz. Peygamberin her aldığı bilgiyi aktarmakla yükümlü olmadığını göstermektedir. Ayrıca şu hadisler, Efendimiz’in bazı sahabilere mahrem şekilde öğrettiği öne sürülen bir bilginin var olduğuna delil sayılmaktadır: Hz. Ebû Hüreyre der ki: ” <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ben Allah Rasûlü’nden iki kap ilim aldım. Bunlardan birini halka anlattım. Diğerini eğer meydana çıkarıp anlatacak olsaydım, şu boynum giderdi” </span>(Buharî, ilim, 42) Mutasavvıflara göre bu hadiste geçen ve anlatılmayan ilim, şeriata bağlılık ve Hz. Peygamber’e muhabbet sonucu meydana gelen ledün ilmidir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Yine Muaz b. Cebel’in bir gün Rasûlullah’ın terkisine bindiği, orada kendisine bir başkasına açıklanmasına izin verilmeyen bir sırr ve gizli bir bilgi verdiği rivayet olunmaktadır. (bk. Buharî, ilim, 49)</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Allah Rasûlü’nün sırdaşı Ebû Huzeyfe’ye, özellikle nifak ve münafıklar konusunda kıyamete kadar olacak şeyleri haber verdiği bilinmektedir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ebû Bekir (r.a.) ile konuşmakta olan Allah Rasûlü’nün yanına gelen Hz. Ömer’in sanki arap olmayan bir kimse gibi konuşulanlardan hiçbir şey anlamadığı rivayet edilmektedir. Bütün bunlar, Allah Rasûlü’nün bazı sahabilere özel bilgiler verdiğine delil sayılabilir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Allah Rasulü’nden ilm-i havass adıyla öğrenilen ve daha sonraki nesillere yazılı ve sözlü olarak değil de, manevi veraset, ruhi tecrübe ve hal yoluyla intikal eden; ibadet ve muhabbet sonucu elde edilen, ilm-i ledün adıyla anılan bir bilgi türü vardır. Bu bilgi türü, tasavvufun konusuna girmektedir. Çünkü tasavvufun konusu “marifetullah”; yani Allah’ı tanımaktır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf, ma’rifet-i ilahiyyede bir bilgi yöntemidir. Ayet ve hadislerin yorumlanmasında da “keşfi bilgi ve ilham” işarî tefsir ve yoruma kaynaklık etmiştir. Mutasavvıfların kullandığı bilgi yöntemi olan keşfi, en iyi yorumlayanlardan biri İmam Gazzalî’dir. Keşfî bilginin kaynağını vahyin kaynağıyla aynı gören İbn Arabi ise bu konuyu en iyi şekilde sistematize edendir.</span></span></span></div>
<br />
PROF.DR HASAN KAMİL YILMAZ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ledün” kelimesi, Türkçe’de de kulandığımız “nezdinde, yanında” manasını ifade eden “inde” kelimesiyle eş anlamlıdır. Kur’an’da pek çok defa geçen bu kelime, Kehf sûresinde Musa ile Hızır kıssasında Hızır hakkında: “Biz ona tarafımızdan (ledün) bir ilim öğretmiştik” (el-Kehf, 18/65) şeklinde geçmektedir. Ayette geçen “ledünnî ilim”, “gaybî ilim ve ilahî esrarı kavrama” manasında bir terimdir. Ayette Hızır’a verildiği bildirilen ilmi, peygamberlere verilen ilimden ayıran özellik, “öğretim biçimi”dir. Bu yüzden ayette “öğretmiştik” (allem-nahu) tabiri kullanılmıştır. Değilse peygamberlerin ilmi de Hakk katındandır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Mûsa’ya, Hakk katından peygamber olması hasebiyle verilen ilim, dini hükümlerdi, ibadet, muamelat ve ahlak bilgisiydi. Hızır’a verilen bilgi ise olayların ve eşyanın sırlarını kavramaktı. Nitekim bu olayı anlatan bir hadis-i şerifte Hızır’ın Musa’ya şöyle dediği rivayet edilmiştir:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ya Musa, ben Allah’ın bana öğrettiği bir ilme sahibim ki, sen onu bilmezsin. Sen de Allah’ın sana öğrettiği bir ilme sahipsin ki, ben onu bilmem.” </span>(Buharı, İlim, 44). Ayet ve hadislerde geçen bu kavram, ilham ve keşf yolu ile elde edilen hakîkat bilgisine “alem” olmuştur. Bu itibarla “ledünnî bilgi”, fikrî, zihnî ve de düşünce temrinleriyle elde edilen bir bilgi türü olmayıp, taraf-ı ilahîden gelir. Bu bilgi türünde akış, eserden müessire, vicdandan vücuda değil, müessirden esere, vücüddan vicdana doğrudur. “Ledünnî bilgi” bir keşf işi olduğundan, “keşf” kavramıyla da alakalıdır. Hatta çoğu zaman bu iki kavram birbirinin yerine de kullanılır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf lügatte “perdenin açılması” demektir. Tasavvuf kavramı olarak anlamı ise gerek vücûd ve gerekse şühûd açısından; yani gerek görmek suretiyle, gerekse idrak yoluyla perdelerin arkasındaki gizli manalara ve gerçeklere muttali olmaktır. Kur’an’da insanın gözünden gaflet perdesi kalkıp (keşf), basiretle kainata baktığında çok ince bazı sırlara aşina olabileceğine işaret edilmiştir: “Andolsun sen gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık (keşf). Bugün artık gözün keskindir.” (Kaf, 50/22) Yani artık ilahi incelikleri görebilecek bir basirete sahibsin.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ayette “basiret”, gözünden gaflet perdesinin kalkması anlamına gelen “keşf” tasavvufta ibadet ve taat sonucu mazhar olunacak basiretle kainat kitabını okumak ve bu suretle bir takım sırlara erişmek manasına kullanılmıştır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf, bir boyutuyla insanı ahlakî kemale hazırlayan bir eğitim sistemi, bir boyutuyla da bilgi ve ma’rifet yoludur. “Seyr u sülûk”diye ifade edilen tasavvufi eğitim, ruhî yükselişi hedeflemektedir. Ruhi yükseliş ve manevi terakki sonucu insanın vehbi bir takım bilgilere erişebileceği kabul edilmektedir. “Vehbî bilgi” adından da anlaşılacağı gibi, kula Hakk tarafından ilham yoluyla gelebilecek“keşfi” bilgilerdir. Vahiy ile asla karıştırılmamalıdır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bütün İslamî ilimlerin kaynağı Kur’an ve sünnettir. Bu kaynakların yorumu konusunda fıkıh ve kelam gibi ilimler, akıl aracılığı ile “istidlal ve nazar” yolunu kullanırken tasavvuf; “keşf ve ilham”; yani ledün yolunu kullanmaktadır. Ancak ilm-i ledün sırrına ermek; ibadet, riyazat ve mücahede ile belli bir manevi olgunluğa ermeyi gerektirmektedir. Kur’an-ı Kerim ayetleriyle hadislerde insanın ibadet, takva ve manevi yükseliş sonucu bir takım ince seziş, ilham ve bilgilere erişebileceğine delil olabilecek ifadeler vardır. Nitekim Kehf suresinde (18/65-82) Musa ile Hızır’ın arkadaşlığı sırasında Musa’nın olayların dış yüzüne bakarak hükmettiği, Hızır’ın ise “ilm-i ledün” sayesinde mes’elenin içyüzüne vakıf olduğu görülmektedir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu konuda delil sayılan diğer ayetlerden bazıları şöyledir:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Takva üzere olunuz ki Allah size öğretsin” (el-Bakara, 2/282).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Eğer takva üzere olursanız Allah size furkan ve nur verir” (el-Enfal, 8/29).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">“Allah’tan korkun ve Rasûlü’ne inanın ki, Allah size rahmetinden bir pay ayırsın, sizin için, Işığında yürüyeceğiniz bir nur ortaya koysun” (el-Hadid, 57/28).</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu ayetlerde geçen “furkan, rahmet ve nur” gibi kavramlar, bir bakıma insanda meydana gelen “gönül aydınlanması sayesinde ortaya çıkan vehbî ilim” diyebileceğimiz keşf, feth ve ilhamlar, ruhi tecrübe ve sezişlerdir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Bu konuya delil olabilecek hadislerden bazıları şöyledir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Her ümmetin muhaddesleri; keşf ve ilhama mazhar kişileri vardır. Bu ümmetin muhaddeslerinden biri de Ömer b. Hattab’dır.”</span>(Buhari, Fazail, 16)</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Öğrendikleriyle amel edene Allah Teala bilmediklerini öğretir.” </span>[Keşfü’1-hafa, II, 265 (2542)]<br />
<br />
</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kırk gün süreyle Allah’a ihlasla amel edenin kalbinden lisanına hikmet pınarları akmaya başlar.”</span> [Keşfü’1-hafa, II, 223 (2361)1</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf ve ilham, mutasavvıflar için hakikata ulaşmada bir yol ve bir araç olmakla birlikte, hiçbir zaman gaye değildir. Çünkü keşf ve ilham sadece sahibini bağlar. Sofinin keşfi, müctehidin içtihadı gibidir. Hatâ ve savâb ihtimali her zaman vardır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Tasavvuf, havassa aid birledün ilmidir. Mutasavvıflar arasında yaygın olan görüşe göre Hz. Peygamber (s.a.)’in Allah’tan aldığı üç nevi ilim vardır. Bunlardan biri, Hz. Peygamberin ashabının hepsine öğrettiği, emir ve nehiylerden oluşan şeriat ilmi, diğer ashabın bazılarına talim buyurduğu özel ilim (tarîkat, tasavvuf; ya da havas ilmi), bir diğeri de Allah ile kendisi arasında bir şifre mesabesinde olan ve manası sadece kendisine malum, muhatabı bizzat kendileri olan ilimdir. Kur’an’daki hurüf-i mukattaa ve müteşabih ayetler bu türdendir. Allah Rasûlü’nün bizzat kendisinin: “Siz <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, çok ağlar, az gülerdiniz.”</span> (Buhari Küsûf, 2;Müslim Salat, 112) hadis-i şerifi Hz. Peygamberin her aldığı bilgiyi aktarmakla yükümlü olmadığını göstermektedir. Ayrıca şu hadisler, Efendimiz’in bazı sahabilere mahrem şekilde öğrettiği öne sürülen bir bilginin var olduğuna delil sayılmaktadır: Hz. Ebû Hüreyre der ki: ” <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ben Allah Rasûlü’nden iki kap ilim aldım. Bunlardan birini halka anlattım. Diğerini eğer meydana çıkarıp anlatacak olsaydım, şu boynum giderdi” </span>(Buharî, ilim, 42) Mutasavvıflara göre bu hadiste geçen ve anlatılmayan ilim, şeriata bağlılık ve Hz. Peygamber’e muhabbet sonucu meydana gelen ledün ilmidir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Yine Muaz b. Cebel’in bir gün Rasûlullah’ın terkisine bindiği, orada kendisine bir başkasına açıklanmasına izin verilmeyen bir sırr ve gizli bir bilgi verdiği rivayet olunmaktadır. (bk. Buharî, ilim, 49)</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Allah Rasûlü’nün sırdaşı Ebû Huzeyfe’ye, özellikle nifak ve münafıklar konusunda kıyamete kadar olacak şeyleri haber verdiği bilinmektedir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Ebû Bekir (r.a.) ile konuşmakta olan Allah Rasûlü’nün yanına gelen Hz. Ömer’in sanki arap olmayan bir kimse gibi konuşulanlardan hiçbir şey anlamadığı rivayet edilmektedir. Bütün bunlar, Allah Rasûlü’nün bazı sahabilere özel bilgiler verdiğine delil sayılabilir.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #5e5e5e;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Allah Rasulü’nden ilm-i havass adıyla öğrenilen ve daha sonraki nesillere yazılı ve sözlü olarak değil de, manevi veraset, ruhi tecrübe ve hal yoluyla intikal eden; ibadet ve muhabbet sonucu elde edilen, ilm-i ledün adıyla anılan bir bilgi türü vardır. Bu bilgi türü, tasavvufun konusuna girmektedir. Çünkü tasavvufun konusu “marifetullah”; yani Allah’ı tanımaktır.</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Open Sans;" class="mycode_font">Keşf, ma’rifet-i ilahiyyede bir bilgi yöntemidir. Ayet ve hadislerin yorumlanmasında da “keşfi bilgi ve ilham” işarî tefsir ve yoruma kaynaklık etmiştir. Mutasavvıfların kullandığı bilgi yöntemi olan keşfi, en iyi yorumlayanlardan biri İmam Gazzalî’dir. Keşfî bilginin kaynağını vahyin kaynağıyla aynı gören İbn Arabi ise bu konuyu en iyi şekilde sistematize edendir.</span></span></span></div>
<br />
PROF.DR HASAN KAMİL YILMAZ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>