<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Kıssalar]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 22:43:03 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kitap Seti Çekilişi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kitap-seti-cekilisi</link>
			<pubDate>Sun, 14 Jul 2024 01:02:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=21182">kodoo</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kitap-seti-cekilisi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ŞEHİT OLMA İŞTİYAKIYLA UHUD SAVAŞINA KATILAN ASHABI KİRAM]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sehit-olma-istiyakiyla-uhud-savasina-katilan-ashabi-kiram</link>
			<pubDate>Thu, 02 May 2024 16:46:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sehit-olma-istiyakiyla-uhud-savasina-katilan-ashabi-kiram</guid>
			<description><![CDATA[İnsanın biri fani, geçici dünya hayatı, diğeri de baki ve daimi olan ahiret hayatı olmak üzere iki hayatı vardır. Dünya hayatı bir imtihandan ibaret olduğundan dolayı nimetleri ve güzellikleri zahmet ve kederle karışık olup noksandır. Cennet ise asıl zevk ve safa yeri olduğundan nimetleri kedersiz, külfetsiz, meşakkatsiz ve tamdır. En lüks dünya hayatı cennet hayatına nazaran bir hiç mesabesindedir. Bir ayeti kerimede bu hususa şöyle dikkat çekilmektedir: “Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte gerçek hayat odur. Keşke insanlar bunu bilseler.” (Ankebût, 29/63) Ashabı kiram imanları kâmil olduğundan dolayı biran önce ölüp cennete kavuşmayı istiyorlardı.<br />
Bu meyanda şehitlik de en yüksek mertebelerden biri olduğundan ashabı kiram şehit olup hem şehitlik mertebesine ulaşmayı hem de biran önce cennete kavuşmayı şiddetle ve iştiyakla istiyor ve din uğruna yapılan gazveleri de bunun için bir fırsat olarak biliyorlardı. Uhud Savaşı öncesinde de ashabı kiramdan bazıları şehitlik mertebesine ulaşmak için adeta can atıyorlardı. Çünkü şehitlik mertebesi, peygamberlik ve sıddıkıyyet makamından sonra en yüce bir mertebedir. Zira bir insanın din uğruna feda edebileceği en değerli varlığı canıdır. Bundan dolayı bir insanın, en değerli varlığı olan canını Allah yolunda feda etmesinden ötürü âhirette en yüce mertebelerden birine ulaşması da tabiidir. Cenâb-ı Allah, “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin, aksine onlar diridir, ancak siz onların hayatını fark edemiyorsunuz.”diye buyurarak şehitliğin yüce bir mertebe olduğuna dikkat çekmiştir. Uhud Savaşı öncesinde biran önce şehit olmak isteyen sahâbelerden bazı örnekler şöyledir:<br />
1. Şehit olmayı şiddetle isteyenlerden birisi Hz. Hayseme’dir. Bu zat şehit olmaya olan arzusunu şöyle dile getiriyordu: “Ben şehit olmayı çok istiyordum. Bundan dolayı Bedir Savaşına çıkmak için oğlumla kura çekmiştim. Kura ona çıktı ve şehitlik ona nasip oldu. Geçen gece oğlumu çok güzel bir surette gördüm. Cennetin meyveleri ve nehirleri içinde dolaşıyor ve bana, sen de bize iltihak et, bizimle cennette arkadaş olacaksın, ben Rabbimin bana vaat ettiğine ulaştım, diyordu. Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a yemin ederim ki cennette ona arkadaş olmaya son derece iştiyaklıyım; yaşım ilerlemiş, kemiklerim de incelmiştir. Artık ben Rabbime kavuşmak istiyorum. Ey Allah’ın Resûlü! Bana dua et ki Cenâb-ı Allah şehit olmayı ve cennette Sa’d’a (oğludur) arkadaş olmayı bana nasip eylesin.” Hz. Hayseme’nin bu talebi üzerine Resûlullah (s.a.v.) kendisine dua etti ve o da Uhud Savaşında şehit oldu.<br />
2. Şahadete ermeyi isteyenlerden birisi de Abdullah b. Cahş idi. O, Uhud günü şöyle dua etmişti: “Ey Allah’ım! Senden dileğim şudur ki yarın düşmanla karşılaşayım, düşman beni öldürsün, sonra karnımı yarsın, burnumu ve kulaklarımı da kessin, sonra sen kıyamette bana, neden sana böyle yapıldı? diye sorasın; ben de, senin için bana bu yapıldı, şeklinde cevap vereyim.”<br />
3. Şahadete ulaşmayı isteyenlerden birisi de Hz. Amr b. el-Cemuh idi. Bu sahabe ileri derecede topaldı. Onun dört tane genç oğlu vardı. Resûlullah (s.a.v.) savaşa çıktığı zaman onlar da onunla beraber çıkıp savaşıyorlardı. Resûlullah (s.a.v) Uhud Savaşına çıkmak üzere hazırlanmaya başlayınca, o da Uhud Gazvesine katılmak istedi. Bunun üzerine oğulları kendisine, “Allah sana ruhsat vermiştir. Şayet evinde otursan biz senin yerine de savaşırız, zaten Allah senden cihat sorumluluğunu kaldırmıştır.” dediler. Bunun üzerine Hz. Amr kalkıp oğullarıyla birlikte Resûlullah (s.a.v)’ın yanına gitti ve ona, “Ey Allah’ın Resûlü! Oğullarım seninle beraber savaşa çıkmama mani oluyorlar. Oysa ben şehit olup bu topallığımla cennette yürümek istiyorum.” dedi. Bu sözüne karşılık Resûlullah (s.a.v) kendisine şöyle dedi: “Cenâb-ı Allah senden cihadın farziyetini kaldırmıştır.” Onun oğullarına da şöyle dedi: “Ona mani olmayın, umulur ki Cenâb-ı Allah ona şehit olmayı nasip eder.” Nihayet Hz. Amr, Uhud Savaşına iştirak etti ve bu savaşta şehit oldu.<br />
4. Son olarak, şahadete ulaşmayı sabırsızlıkla bekleyen isimsiz bir sahabeden bahsetmek istiyoruz. Rivayete göre bir sahabenin elinde bir miktar hurma vardı, onları yemekle meşguldü. O sırada Resûlullah (s.a.v.) ile karşılaştı ve şöyle sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Şayet savaşıp şehit olursam nerede olurum?” Resûlullah (s.a.v.), “Cennette olursun” diye cevap verdi. Bunun üzerine bu sahabe, “Bu hurmaları yiyene dek çok zaman geçer.” dedi ve elindeki hurmaları atıp hemen savaşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da şehit oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanın biri fani, geçici dünya hayatı, diğeri de baki ve daimi olan ahiret hayatı olmak üzere iki hayatı vardır. Dünya hayatı bir imtihandan ibaret olduğundan dolayı nimetleri ve güzellikleri zahmet ve kederle karışık olup noksandır. Cennet ise asıl zevk ve safa yeri olduğundan nimetleri kedersiz, külfetsiz, meşakkatsiz ve tamdır. En lüks dünya hayatı cennet hayatına nazaran bir hiç mesabesindedir. Bir ayeti kerimede bu hususa şöyle dikkat çekilmektedir: “Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte gerçek hayat odur. Keşke insanlar bunu bilseler.” (Ankebût, 29/63) Ashabı kiram imanları kâmil olduğundan dolayı biran önce ölüp cennete kavuşmayı istiyorlardı.<br />
Bu meyanda şehitlik de en yüksek mertebelerden biri olduğundan ashabı kiram şehit olup hem şehitlik mertebesine ulaşmayı hem de biran önce cennete kavuşmayı şiddetle ve iştiyakla istiyor ve din uğruna yapılan gazveleri de bunun için bir fırsat olarak biliyorlardı. Uhud Savaşı öncesinde de ashabı kiramdan bazıları şehitlik mertebesine ulaşmak için adeta can atıyorlardı. Çünkü şehitlik mertebesi, peygamberlik ve sıddıkıyyet makamından sonra en yüce bir mertebedir. Zira bir insanın din uğruna feda edebileceği en değerli varlığı canıdır. Bundan dolayı bir insanın, en değerli varlığı olan canını Allah yolunda feda etmesinden ötürü âhirette en yüce mertebelerden birine ulaşması da tabiidir. Cenâb-ı Allah, “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin, aksine onlar diridir, ancak siz onların hayatını fark edemiyorsunuz.”diye buyurarak şehitliğin yüce bir mertebe olduğuna dikkat çekmiştir. Uhud Savaşı öncesinde biran önce şehit olmak isteyen sahâbelerden bazı örnekler şöyledir:<br />
1. Şehit olmayı şiddetle isteyenlerden birisi Hz. Hayseme’dir. Bu zat şehit olmaya olan arzusunu şöyle dile getiriyordu: “Ben şehit olmayı çok istiyordum. Bundan dolayı Bedir Savaşına çıkmak için oğlumla kura çekmiştim. Kura ona çıktı ve şehitlik ona nasip oldu. Geçen gece oğlumu çok güzel bir surette gördüm. Cennetin meyveleri ve nehirleri içinde dolaşıyor ve bana, sen de bize iltihak et, bizimle cennette arkadaş olacaksın, ben Rabbimin bana vaat ettiğine ulaştım, diyordu. Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a yemin ederim ki cennette ona arkadaş olmaya son derece iştiyaklıyım; yaşım ilerlemiş, kemiklerim de incelmiştir. Artık ben Rabbime kavuşmak istiyorum. Ey Allah’ın Resûlü! Bana dua et ki Cenâb-ı Allah şehit olmayı ve cennette Sa’d’a (oğludur) arkadaş olmayı bana nasip eylesin.” Hz. Hayseme’nin bu talebi üzerine Resûlullah (s.a.v.) kendisine dua etti ve o da Uhud Savaşında şehit oldu.<br />
2. Şahadete ermeyi isteyenlerden birisi de Abdullah b. Cahş idi. O, Uhud günü şöyle dua etmişti: “Ey Allah’ım! Senden dileğim şudur ki yarın düşmanla karşılaşayım, düşman beni öldürsün, sonra karnımı yarsın, burnumu ve kulaklarımı da kessin, sonra sen kıyamette bana, neden sana böyle yapıldı? diye sorasın; ben de, senin için bana bu yapıldı, şeklinde cevap vereyim.”<br />
3. Şahadete ulaşmayı isteyenlerden birisi de Hz. Amr b. el-Cemuh idi. Bu sahabe ileri derecede topaldı. Onun dört tane genç oğlu vardı. Resûlullah (s.a.v.) savaşa çıktığı zaman onlar da onunla beraber çıkıp savaşıyorlardı. Resûlullah (s.a.v) Uhud Savaşına çıkmak üzere hazırlanmaya başlayınca, o da Uhud Gazvesine katılmak istedi. Bunun üzerine oğulları kendisine, “Allah sana ruhsat vermiştir. Şayet evinde otursan biz senin yerine de savaşırız, zaten Allah senden cihat sorumluluğunu kaldırmıştır.” dediler. Bunun üzerine Hz. Amr kalkıp oğullarıyla birlikte Resûlullah (s.a.v)’ın yanına gitti ve ona, “Ey Allah’ın Resûlü! Oğullarım seninle beraber savaşa çıkmama mani oluyorlar. Oysa ben şehit olup bu topallığımla cennette yürümek istiyorum.” dedi. Bu sözüne karşılık Resûlullah (s.a.v) kendisine şöyle dedi: “Cenâb-ı Allah senden cihadın farziyetini kaldırmıştır.” Onun oğullarına da şöyle dedi: “Ona mani olmayın, umulur ki Cenâb-ı Allah ona şehit olmayı nasip eder.” Nihayet Hz. Amr, Uhud Savaşına iştirak etti ve bu savaşta şehit oldu.<br />
4. Son olarak, şahadete ulaşmayı sabırsızlıkla bekleyen isimsiz bir sahabeden bahsetmek istiyoruz. Rivayete göre bir sahabenin elinde bir miktar hurma vardı, onları yemekle meşguldü. O sırada Resûlullah (s.a.v.) ile karşılaştı ve şöyle sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Şayet savaşıp şehit olursam nerede olurum?” Resûlullah (s.a.v.), “Cennette olursun” diye cevap verdi. Bunun üzerine bu sahabe, “Bu hurmaları yiyene dek çok zaman geçer.” dedi ve elindeki hurmaları atıp hemen savaşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da şehit oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EN GÜZEL MÜJDE]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-en-guzel-mujde</link>
			<pubDate>Thu, 02 May 2024 16:45:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-en-guzel-mujde</guid>
			<description><![CDATA[Bu ne güzel bir müjdedir. Peygamberin arkadaşlarından Sevban, peygamberimizi çok severdi. O’ ndan bir şey duysa en iyi şekilde yapmaya çalışırdı. Birkaç gün peygamberi göremediği için üzgündü. Peygamberimiz ona:<br />
– Hasta mısın? diye sormuş, o da:<br />
– Hayır hasta değilim, seni birkaç gün göremediğim için bu hale geldim. Ya ahirette senin makamın ayrı, benim yerim ayrı, orada da ayrılığa nasıl dayanırım? İşte beni üzen bu, deyiverdi.<br />
Bunun üzerine peygamberimiz:<br />
– Ya Sevban, üzülme, kişi sevdiğiyle beraberdir. Buyurunca Sevban’ la beraber oradakilerde sevindiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu ne güzel bir müjdedir. Peygamberin arkadaşlarından Sevban, peygamberimizi çok severdi. O’ ndan bir şey duysa en iyi şekilde yapmaya çalışırdı. Birkaç gün peygamberi göremediği için üzgündü. Peygamberimiz ona:<br />
– Hasta mısın? diye sormuş, o da:<br />
– Hayır hasta değilim, seni birkaç gün göremediğim için bu hale geldim. Ya ahirette senin makamın ayrı, benim yerim ayrı, orada da ayrılığa nasıl dayanırım? İşte beni üzen bu, deyiverdi.<br />
Bunun üzerine peygamberimiz:<br />
– Ya Sevban, üzülme, kişi sevdiğiyle beraberdir. Buyurunca Sevban’ la beraber oradakilerde sevindiler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeytan ve Elinde Bir Bardak Su]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-seytan-ve-elinde-bir-bardak-su</link>
			<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 10:52:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-seytan-ve-elinde-bir-bardak-su</guid>
			<description><![CDATA[Allah dostlarından Ebû Zekeriyya hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisine "Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah! (Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.)" sözlerini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebu Zekerriya her defasında söylemeyi reddediyordu.<br />
<br />
Bu durum karşısında yakın dostu Ebu Zekerriya'nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapılmıştı. Bütün bir ömrünü Allah'a ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken Kelime-i Tevhid getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Veyahut da yüce Allah'ın tecellisi karşında mı idi?<br />
<br />
Bir müddet kafası bu düşünceler içinde çalkalanan dost baktı ki Ebu Zekerriya sanki kafasında resmi geçit yapan düşünceleri okuyormuş gibi bir aralık gözlerini açarak,<br />
<br />
- Bana bir şey mi dediniz? diye sordu.<br />
<br />
Orada bulunanlar.<br />
<br />
--"Evet, üç defa şehadet getirmeni söyledik, her defasında reddettin. O yüzden büyük bir endişeye düştük." diye cevap verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine Ebu Zekerriya şu olayı anlatmaya başladı:<br />
<br />
"Lanetlik şeytan elinde su bardağı ile gelmişti: Sağ yanıma dikilmiş elinde suyu göstererek "içecek misin?" diye soruyordu. Karşılınğında ise, "İsa, Allah'ın oğludur" dememi istiyordu. Reddettim. Sonra sol yanıma geçip dikildi. Yine aynı hareketleri tekrarlayarak "İsa, Allah'ın oğludur" cümlesini söylememi istedi. Yine reddettim. Üçüncü olarak "La ilahe (Allah yoktur)" diye söyledi, yine reddettim. Böylece her çareye başvurarak tam manasıyla yoklamasını yapıp da müspet bir netice alamayınca elindeki suyla dolu bardağı yere çarptı ve sıvışıp gitti. İşte gerçekte ben sizi değil, onu reddediyordum."<br />
<br />
Ardından da Şehadet getirerek ruhunu teslim eden Ebu Zekerriya gülen bir çehreyle Cennete yolculuk ettiğini müjdeliyordu.<br />
<br />
Yüce Allah (c.c.) cümlemizi kendisini İslam'ın hizmetine vererek Cennetlik olan kullarından eylesin, amin...<br />
<br />
Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allah dostlarından Ebû Zekeriyya hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisine "Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah! (Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.)" sözlerini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebu Zekerriya her defasında söylemeyi reddediyordu.<br />
<br />
Bu durum karşısında yakın dostu Ebu Zekerriya'nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapılmıştı. Bütün bir ömrünü Allah'a ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken Kelime-i Tevhid getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Veyahut da yüce Allah'ın tecellisi karşında mı idi?<br />
<br />
Bir müddet kafası bu düşünceler içinde çalkalanan dost baktı ki Ebu Zekerriya sanki kafasında resmi geçit yapan düşünceleri okuyormuş gibi bir aralık gözlerini açarak,<br />
<br />
- Bana bir şey mi dediniz? diye sordu.<br />
<br />
Orada bulunanlar.<br />
<br />
--"Evet, üç defa şehadet getirmeni söyledik, her defasında reddettin. O yüzden büyük bir endişeye düştük." diye cevap verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine Ebu Zekerriya şu olayı anlatmaya başladı:<br />
<br />
"Lanetlik şeytan elinde su bardağı ile gelmişti: Sağ yanıma dikilmiş elinde suyu göstererek "içecek misin?" diye soruyordu. Karşılınğında ise, "İsa, Allah'ın oğludur" dememi istiyordu. Reddettim. Sonra sol yanıma geçip dikildi. Yine aynı hareketleri tekrarlayarak "İsa, Allah'ın oğludur" cümlesini söylememi istedi. Yine reddettim. Üçüncü olarak "La ilahe (Allah yoktur)" diye söyledi, yine reddettim. Böylece her çareye başvurarak tam manasıyla yoklamasını yapıp da müspet bir netice alamayınca elindeki suyla dolu bardağı yere çarptı ve sıvışıp gitti. İşte gerçekte ben sizi değil, onu reddediyordum."<br />
<br />
Ardından da Şehadet getirerek ruhunu teslim eden Ebu Zekerriya gülen bir çehreyle Cennete yolculuk ettiğini müjdeliyordu.<br />
<br />
Yüce Allah (c.c.) cümlemizi kendisini İslam'ın hizmetine vererek Cennetlik olan kullarından eylesin, amin...<br />
<br />
Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayır Belki Şerrin içinde Saklıdır]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hayir-belki-serrin-icinde-saklidir</link>
			<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 10:51:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hayir-belki-serrin-icinde-saklidir</guid>
			<description><![CDATA[Evlendi ve ilk gece eşinin yüzünü açtı rengi siyah idi, güzel de değildi.. Zifaf gecesi eşini terk etti.. eşi bunu anlayınca birkaç gün sonra adamın yanına gitti ve dediki *''HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR''* dedi ve ikna etti, zifafını tamamladı..<br />
Ama kalbinde yine sıkıntı vardı.. eşinin şeklinden dolayı İkinci bir kez eşini ve şehri terketti.. Bu sefer aradan 20 yıl geçti eşinin ondan hamile kaldığını bilmeden geçen 20 yıl..<br />
<br />
Evet şehre geri döner namaz için camiye girer bakar ki genç bir vaiz ama çok muhteşem vaaz ediyor. Dehşete kapılır ve hoşuna gider.. Oradakilere sorar kim bu Alim delikanlı? diye..<br />
<br />
Derler ki "adı ENES"<br />
<br />
Babası kim? der. Derler ki "20 yıl önce buralardan göçtü adı<br />
<br />
MALİK"<br />
<br />
Gencin yanına gider ve der ki "seninle evinize kadar geleceğim. kapıda bekliyeceğim annene dersin ki: *HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR*..''<br />
<br />
Giderler.. annesine bunu der demez "koş koş evlat, o senin baban" der, "kapıda bekletme."<br />
<br />
Evet öyle bir sıcak karşılama olur ki. Zira annesi oğluna;<br />
<br />
"Oğlum baban bizi terk etti yalnız bıraktı gitti" dememiştir.. O yüzden baba sevgisi tazedir..<br />
<br />
Evet işte o anneden *ENES İBN-İ MALİK* olmuştur..<br />
<br />
Efendimizden (sav) 2268 hadisi rivayet etmiştir.. Efendimizin (sav) hizmetkarı olmuştur.<br />
<br />
Allah senden razı olsun ey Enes'in annesi, bize böyle güzel evlat yetiştirdin ve bize güzel bir ders öğrettin.. ‏<br />
<br />
Evet *bazen HAYIR ŞERDE GİZLİDİR..*<br />
<br />
Bazen bazı işlerden ve kişilerden uzak dururuz, içimiz kabullenmez ve birçok hayrı kaçırırız.. ‏<br />
<br />
Şu sözleri gözardı etmeyelim:<br />
<br />
* *Allah belki bu durumda sana hayır dilemiştir..*<br />
<br />
* *Allah bazı işleri ancak hayır için erteler..*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evlendi ve ilk gece eşinin yüzünü açtı rengi siyah idi, güzel de değildi.. Zifaf gecesi eşini terk etti.. eşi bunu anlayınca birkaç gün sonra adamın yanına gitti ve dediki *''HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR''* dedi ve ikna etti, zifafını tamamladı..<br />
Ama kalbinde yine sıkıntı vardı.. eşinin şeklinden dolayı İkinci bir kez eşini ve şehri terketti.. Bu sefer aradan 20 yıl geçti eşinin ondan hamile kaldığını bilmeden geçen 20 yıl..<br />
<br />
Evet şehre geri döner namaz için camiye girer bakar ki genç bir vaiz ama çok muhteşem vaaz ediyor. Dehşete kapılır ve hoşuna gider.. Oradakilere sorar kim bu Alim delikanlı? diye..<br />
<br />
Derler ki "adı ENES"<br />
<br />
Babası kim? der. Derler ki "20 yıl önce buralardan göçtü adı<br />
<br />
MALİK"<br />
<br />
Gencin yanına gider ve der ki "seninle evinize kadar geleceğim. kapıda bekliyeceğim annene dersin ki: *HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR*..''<br />
<br />
Giderler.. annesine bunu der demez "koş koş evlat, o senin baban" der, "kapıda bekletme."<br />
<br />
Evet öyle bir sıcak karşılama olur ki. Zira annesi oğluna;<br />
<br />
"Oğlum baban bizi terk etti yalnız bıraktı gitti" dememiştir.. O yüzden baba sevgisi tazedir..<br />
<br />
Evet işte o anneden *ENES İBN-İ MALİK* olmuştur..<br />
<br />
Efendimizden (sav) 2268 hadisi rivayet etmiştir.. Efendimizin (sav) hizmetkarı olmuştur.<br />
<br />
Allah senden razı olsun ey Enes'in annesi, bize böyle güzel evlat yetiştirdin ve bize güzel bir ders öğrettin.. ‏<br />
<br />
Evet *bazen HAYIR ŞERDE GİZLİDİR..*<br />
<br />
Bazen bazı işlerden ve kişilerden uzak dururuz, içimiz kabullenmez ve birçok hayrı kaçırırız.. ‏<br />
<br />
Şu sözleri gözardı etmeyelim:<br />
<br />
* *Allah belki bu durumda sana hayır dilemiştir..*<br />
<br />
* *Allah bazı işleri ancak hayır için erteler..*]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alay Etmenin Cezası]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-alay-etmenin-cezasi--67524</link>
			<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 10:50:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-alay-etmenin-cezasi--67524</guid>
			<description><![CDATA[Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu.<br />
<br />
O da;<br />
"Gitmedim efendim" deyince;<br />
<br />
"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.<br />
<br />
İşâret ettiği yöne baktığında, yemyeşil bahçeleriyle, Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca, rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;<br />
<br />
"O köy buraya uzaktır, görünmez efendim." diye cevap verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine;<br />
<br />
"Doğu tarafına bak!" buyurdu.<br />
<br />
O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında, Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor, talebelerle alay ediyordu.<br />
Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.<br />
<br />
O da;<br />
<br />
"Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.<br />
<br />
Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle, ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki, birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı, fakat Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca, durdu.<br />
<br />
Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.<br />
<br />
Aradan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi, yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş, diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü, ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi;<br />
<br />
"Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken, birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.<br />
<br />
Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı, Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi.<br />
<br />
Evliyalar Ansiklopedisi, İhlas Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu.<br />
<br />
O da;<br />
"Gitmedim efendim" deyince;<br />
<br />
"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.<br />
<br />
İşâret ettiği yöne baktığında, yemyeşil bahçeleriyle, Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca, rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;<br />
<br />
"O köy buraya uzaktır, görünmez efendim." diye cevap verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine;<br />
<br />
"Doğu tarafına bak!" buyurdu.<br />
<br />
O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında, Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor, talebelerle alay ediyordu.<br />
Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.<br />
<br />
O da;<br />
<br />
"Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.<br />
<br />
Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle, ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki, birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı, fakat Gavs-ül-Memdûh;<br />
<br />
"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca, durdu.<br />
<br />
Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.<br />
<br />
Aradan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi, yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş, diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü, ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi;<br />
<br />
"Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken, birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.<br />
<br />
Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı, Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi.<br />
<br />
Evliyalar Ansiklopedisi, İhlas Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öyle Özel Dinin Neferleriyiz Ki]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-oyle-ozel-dinin-neferleriyiz-ki</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2020 14:55:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34068">Hadislerle Yaşa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-oyle-ozel-dinin-neferleriyiz-ki</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ad Kavmi Neden Helak Edildi?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ad-kavmi-neden-helak-edildi</link>
			<pubDate>Sat, 12 Sep 2020 11:51:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34068">Hadislerle Yaşa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ad-kavmi-neden-helak-edildi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haset Etmek Ne Demek? İslam'da Haset Etmek]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-haset-etmek-ne-demek-islam-da-haset-etmek</link>
			<pubDate>Fri, 11 Sep 2020 11:35:32 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34068">Hadislerle Yaşa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-haset-etmek-ne-demek-islam-da-haset-etmek</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SANA BİR KAZ YOLLASAM YOLAR MISIN =)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sana-bir-kaz-yollasam-yolar-misin</link>
			<pubDate>Wed, 13 Dec 2017 21:01:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sana-bir-kaz-yollasam-yolar-misin</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">Padişahın biri veziriyle birlikte tebdil-i kıyafet gezintiye çıkmış. Tebaası nasıl yaşıyor, nasıl geçiniyor, sıkıntıları neler görmek istemiş. Gezi sırasında bir köye gelmişler. Küçük, şirin bir evin önünde oturmuş, örgü ören bir genç kız görmüşler. Padişah kızın yanına yaklaşıp sormuş:<br />
- Merhaba kızım. Baban evde mi?<br />
<br />
Kız: - Babam evde yok! Azı çok etmeye gitti.<br />
<br />
Padişah: - Annen evde mi?<br />
<br />
Kız: - Annem de evde yok! O da biri iki etmeye gitti.<br />
<br />
Padişah: - Kızım eviniz çok güzel ama bacası eğri.<br />
<br />
Kız: - Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter.<br />
<br />
Padişah: - Sana bir kaz yollasam yolar mısın?<br />
<br />
Kız: - İzninizle en ince tüylerine kadar yolarım!<br />
<br />
Padişah kıza "Öyleyse selametle kal!" deyip, veziriyle tekrar yola koyulmuş.<br />
Saraya varınca padişah vezirine sormuş:<br />
<br />
- Kız ile ne konuştuğumuzu anladın mı?<br />
<br />
Vezir:<br />
<br />
- Doğruyu söylemek gerekirse anlamadım padişahım, demiş.<br />
<br />
Padişah:<br />
<br />
- O halde tez vakitte git öğren! Yoksa seni vezirlikten azlederim! demiş.<br />
<br />
Vezir telaşla fırlamış. "Nasıl öğrenirim?" diye düşünürken, en iyisi ilk ağızdan bilgi almak deyip, gitmiş padişahın konuştuğu kızı bulmuş. Vezir:<br />
<br />
- Aman kız, hanım kız!... Biz bu gün yanımda biriyle senin yanına gelmiştik. Yanımdaki kişi senle sohbet etmişti. O sohbette konuştuklarınız ne anlama geliyordu? Onları bana bir deyiver. Dile benden ne dilersen.<br />
<br />
Kız:<br />
<br />
- Konuştuklarımızı açıklarım ama her cevap için on altın isterim, demiş.<br />
<br />
Vezir kabul etmiş. Kız anlatmaya başlamış:<br />
<br />
- O amca bana babamı sorduğunda "Azı çok etmeye gitti" demekle; babamın çiftçi olduğunu, tarlaya tohum ekmeye gittiğini anlatmak istedim.<br />
<br />
Vezir on altını vermiş, kız devam etmiş:<br />
<br />
- O amca annemi sorduğunda "Annem biri iki etmeye gitti" demekle; annemin ebe olduğunu, doğum yaptırmaya gittiğini anlatmak istedim.<br />
<br />
Kız vezirden on altın daha alıp devam etmiş:<br />
<br />
- Amca "Eviniz çok güzel ama bacası eğri" demekle; benim güzel olduğumu ama gözlerimin şaşı olduğunu söyledi. Ben de "Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter" diyerek; şaşıyım ama gözlerim iyi görür demek istedim.<br />
<br />
Vezir kıza on altınını verip hemen atılmış:<br />
<br />
- Peki ya "Sana bir kaz yollasam yolar mısın?" ne demek?<br />
<br />
Kız tebessüm edip açıklamış:<br />
<br />
- O kaz da sizsiniz, demiş. Bunları öğrenmek için bana onlarca altın verdi</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">Padişahın biri veziriyle birlikte tebdil-i kıyafet gezintiye çıkmış. Tebaası nasıl yaşıyor, nasıl geçiniyor, sıkıntıları neler görmek istemiş. Gezi sırasında bir köye gelmişler. Küçük, şirin bir evin önünde oturmuş, örgü ören bir genç kız görmüşler. Padişah kızın yanına yaklaşıp sormuş:<br />
- Merhaba kızım. Baban evde mi?<br />
<br />
Kız: - Babam evde yok! Azı çok etmeye gitti.<br />
<br />
Padişah: - Annen evde mi?<br />
<br />
Kız: - Annem de evde yok! O da biri iki etmeye gitti.<br />
<br />
Padişah: - Kızım eviniz çok güzel ama bacası eğri.<br />
<br />
Kız: - Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter.<br />
<br />
Padişah: - Sana bir kaz yollasam yolar mısın?<br />
<br />
Kız: - İzninizle en ince tüylerine kadar yolarım!<br />
<br />
Padişah kıza "Öyleyse selametle kal!" deyip, veziriyle tekrar yola koyulmuş.<br />
Saraya varınca padişah vezirine sormuş:<br />
<br />
- Kız ile ne konuştuğumuzu anladın mı?<br />
<br />
Vezir:<br />
<br />
- Doğruyu söylemek gerekirse anlamadım padişahım, demiş.<br />
<br />
Padişah:<br />
<br />
- O halde tez vakitte git öğren! Yoksa seni vezirlikten azlederim! demiş.<br />
<br />
Vezir telaşla fırlamış. "Nasıl öğrenirim?" diye düşünürken, en iyisi ilk ağızdan bilgi almak deyip, gitmiş padişahın konuştuğu kızı bulmuş. Vezir:<br />
<br />
- Aman kız, hanım kız!... Biz bu gün yanımda biriyle senin yanına gelmiştik. Yanımdaki kişi senle sohbet etmişti. O sohbette konuştuklarınız ne anlama geliyordu? Onları bana bir deyiver. Dile benden ne dilersen.<br />
<br />
Kız:<br />
<br />
- Konuştuklarımızı açıklarım ama her cevap için on altın isterim, demiş.<br />
<br />
Vezir kabul etmiş. Kız anlatmaya başlamış:<br />
<br />
- O amca bana babamı sorduğunda "Azı çok etmeye gitti" demekle; babamın çiftçi olduğunu, tarlaya tohum ekmeye gittiğini anlatmak istedim.<br />
<br />
Vezir on altını vermiş, kız devam etmiş:<br />
<br />
- O amca annemi sorduğunda "Annem biri iki etmeye gitti" demekle; annemin ebe olduğunu, doğum yaptırmaya gittiğini anlatmak istedim.<br />
<br />
Kız vezirden on altın daha alıp devam etmiş:<br />
<br />
- Amca "Eviniz çok güzel ama bacası eğri" demekle; benim güzel olduğumu ama gözlerimin şaşı olduğunu söyledi. Ben de "Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter" diyerek; şaşıyım ama gözlerim iyi görür demek istedim.<br />
<br />
Vezir kıza on altınını verip hemen atılmış:<br />
<br />
- Peki ya "Sana bir kaz yollasam yolar mısın?" ne demek?<br />
<br />
Kız tebessüm edip açıklamış:<br />
<br />
- O kaz da sizsiniz, demiş. Bunları öğrenmek için bana onlarca altın verdi</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EY İNSANOĞLU!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ey-insanoglu--60988</link>
			<pubDate>Sat, 11 Mar 2017 00:41:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ey-insanoglu--60988</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:<br />
"Allah yeryüzünü yarattığı zaman, yeryüzü sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece yeryüzü istikrarını buldu.<br />
Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz!" dediler, "dağlardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?"<br />
"Evet," buyurdu. "Demiri yarattım."<br />
"Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.<br />
Hak Teala: Evet" dedi. "Ateşi yarattım"<br />
"Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular.<br />
Hak Teala: "Evet," dedi, "suyu yarattım!"<br />
"Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.<br />
Hak Teala tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgarı yarattım."<br />
"Rüzgardan daha şiddetli birşey yarattın mı?" diye yine sordular.<br />
Hak Teala: "Evet insanoğlunu yarattım" dedi ve devam etti:<br />
"Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)."<br />
<br />
[Râvî: Enes (r.a) Kütübü Sitte Hadîs No: 3263]<br />
<br />
*<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:<br />
"Allah yeryüzünü yarattığı zaman, yeryüzü sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece yeryüzü istikrarını buldu.<br />
Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz!" dediler, "dağlardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?"<br />
"Evet," buyurdu. "Demiri yarattım."<br />
"Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.<br />
Hak Teala: Evet" dedi. "Ateşi yarattım"<br />
"Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular.<br />
Hak Teala: "Evet," dedi, "suyu yarattım!"<br />
"Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.<br />
Hak Teala tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgarı yarattım."<br />
"Rüzgardan daha şiddetli birşey yarattın mı?" diye yine sordular.<br />
Hak Teala: "Evet insanoğlunu yarattım" dedi ve devam etti:<br />
"Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)."<br />
<br />
[Râvî: Enes (r.a) Kütübü Sitte Hadîs No: 3263]<br />
<br />
*<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ALLAH´IN Hidayet Ve Merhameti]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-allah%C2%B4in-hidayet-ve-merhameti</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jul 2016 00:52:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-allah%C2%B4in-hidayet-ve-merhameti</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Zünnun-ı Mısri-nin şöyle dediği rivayet edilmiştir.<br />
<br />
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. <br />
<br />
Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.<br />
<br />
Çok korkmuştum.<br />
<br />
Beni onun şerrinden koruması için Cenabı Hakk a sığındım. <br />
<br />
Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. <br />
<br />
Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.<br />
<br />
Ben de onların arkasından yürüyüp, peşlerini takip ettim.<br />
<br />
Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.<br />
<br />
Birde baktım ki, ağacın altında Allah a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime:<br />
<br />
<br />
La havle vela kuvvete illa billa. <br />
<br />
<br />
Bu akrep nehrin ötesinden buraya bu genci sokmak için geldi dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen onu öldürmeye karar verdim, Akrebe yakın bir yerde durdum. <br />
<br />
Bir de baktım ki, karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için gence doğru geliyor.<br />
<br />
Akrep ona hücum etti, üzerine çıkıp başını sokmaya başladı.<br />
<br />
Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.<br />
<br />
Yılan öldükten sonra, akrep nehre döndü. <br />
<br />
Kurbağa da onu orda bekliyordu.<br />
<br />
Akrep kurbağanın sırtına bindi, nehrin öteki yanına geçtiler.<br />
<br />
Ben arkalarından onlara bakıp duruyordum.<br />
<br />
Nihayet dönüp gencin yanına geldim, uyuyan gencin başucunda durarak şu beyitleri söyledim:<br />
<br />
<br />
Ey uyuyan, Allah seni karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. <br />
<br />
<br />
Yüce Allah tan gözler nasıl uyurki sana ondan bütün nimetlerin faydaları gelir.<br />
<br />
Genç benim bu sözlerimden uyandı.<br />
<br />
Kendisine hadiseyi anlattım.<br />
<br />
Bunun üzerine genç tevbe etti, kötülükten vazgeçip iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. <br />
<br />
<br />
Allah ona rahmet etsin.</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Zünnun-ı Mısri-nin şöyle dediği rivayet edilmiştir.<br />
<br />
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. <br />
<br />
Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.<br />
<br />
Çok korkmuştum.<br />
<br />
Beni onun şerrinden koruması için Cenabı Hakk a sığındım. <br />
<br />
Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. <br />
<br />
Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.<br />
<br />
Ben de onların arkasından yürüyüp, peşlerini takip ettim.<br />
<br />
Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.<br />
<br />
Birde baktım ki, ağacın altında Allah a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime:<br />
<br />
<br />
La havle vela kuvvete illa billa. <br />
<br />
<br />
Bu akrep nehrin ötesinden buraya bu genci sokmak için geldi dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen onu öldürmeye karar verdim, Akrebe yakın bir yerde durdum. <br />
<br />
Bir de baktım ki, karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için gence doğru geliyor.<br />
<br />
Akrep ona hücum etti, üzerine çıkıp başını sokmaya başladı.<br />
<br />
Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.<br />
<br />
Yılan öldükten sonra, akrep nehre döndü. <br />
<br />
Kurbağa da onu orda bekliyordu.<br />
<br />
Akrep kurbağanın sırtına bindi, nehrin öteki yanına geçtiler.<br />
<br />
Ben arkalarından onlara bakıp duruyordum.<br />
<br />
Nihayet dönüp gencin yanına geldim, uyuyan gencin başucunda durarak şu beyitleri söyledim:<br />
<br />
<br />
Ey uyuyan, Allah seni karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. <br />
<br />
<br />
Yüce Allah tan gözler nasıl uyurki sana ondan bütün nimetlerin faydaları gelir.<br />
<br />
Genç benim bu sözlerimden uyandı.<br />
<br />
Kendisine hadiseyi anlattım.<br />
<br />
Bunun üzerine genç tevbe etti, kötülükten vazgeçip iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. <br />
<br />
<br />
Allah ona rahmet etsin.</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyi nişan alıp üst üste kurşun atmak]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-iyi-nisan-alip-ust-uste-kursun-atmak</link>
			<pubDate>Wed, 09 Dec 2015 18:59:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30488">kalben</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-iyi-nisan-alip-ust-uste-kursun-atmak</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Meşhur bir vaiz kasabanın birinde sohbet etmeye başlar. Halk onun vaazlarına büyük ilgi gösterir. Eşkıyanın biri de kılık değiştirerek camiye gelir. Vaazı dinler. Bakar ki millet vaazda coşuyor, ağlıyor, eşkıyada hiçbir duygu yok. Vaazdan sonra hocaya yaklaşır ve şöyle der:<br />
“Hocam ben senin anlattıklarından hiçbir şey anlamadım, kafama girmedi.”<br />
Hoca eşkıyanın durumunu anlar ve sorar:“Sen hiç ayı vurdun mu?”<br />
“Tabii” der.<br />
“Ayı yağlı olup kurşun bedenine kolay girmez, bir kurşunla da devrilmezmiş, doğru mu?”<br />
“Evet! İyi nişan alıp üst üste kurşun atmak lazım” demiş<br />
Hoca aradığı cevabı bulunca şu nasihati yapar: “Sorunun cevabını kendin verdin. Zahmet edip birkaç kere daha derslerimize devam et” demiş.<br />
Eşkıya epey zaman vaazlara devam ettikten sonra hocaya yaklaşır ve şöyle der: “Hocam! Hani o yağlı ayı vardı ya, üst üste yediği kurşunlarla devrildi.”<br />
Alıntı</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Meşhur bir vaiz kasabanın birinde sohbet etmeye başlar. Halk onun vaazlarına büyük ilgi gösterir. Eşkıyanın biri de kılık değiştirerek camiye gelir. Vaazı dinler. Bakar ki millet vaazda coşuyor, ağlıyor, eşkıyada hiçbir duygu yok. Vaazdan sonra hocaya yaklaşır ve şöyle der:<br />
“Hocam ben senin anlattıklarından hiçbir şey anlamadım, kafama girmedi.”<br />
Hoca eşkıyanın durumunu anlar ve sorar:“Sen hiç ayı vurdun mu?”<br />
“Tabii” der.<br />
“Ayı yağlı olup kurşun bedenine kolay girmez, bir kurşunla da devrilmezmiş, doğru mu?”<br />
“Evet! İyi nişan alıp üst üste kurşun atmak lazım” demiş<br />
Hoca aradığı cevabı bulunca şu nasihati yapar: “Sorunun cevabını kendin verdin. Zahmet edip birkaç kere daha derslerimize devam et” demiş.<br />
Eşkıya epey zaman vaazlara devam ettikten sonra hocaya yaklaşır ve şöyle der: “Hocam! Hani o yağlı ayı vardı ya, üst üste yediği kurşunlarla devrildi.”<br />
Alıntı</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İçi Boş Ceviz.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ici-bos-ceviz</link>
			<pubDate>Fri, 30 Oct 2015 21:07:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27423">Gül-i Cennet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ici-bos-ceviz</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.kareay.com/wp-content/uploads/2013/08/Bo%C5%9F-Ceviz-%C4%B0%C3%A7in-Kavga1-150x150.png" loading="lazy"  alt="[Resim: Bo%C5%9F-Ceviz-%C4%B0%C3%A7in-Kavga1-150x150.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz EbuBekir (r.a), birgün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer,<br />
- Durun ben ikinize de pay edeyim der.<br />
Cevizi kırar, içi boş çıkar.<br />
Mübarek, çocuklara döner; <br />
“Biliyor musunuz” der<br />
“uğruna dövüştüğümüz dünya bu işte..”<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.kareay.com/wp-content/uploads/2013/08/Bo%C5%9F-Ceviz-%C4%B0%C3%A7in-Kavga1-150x150.png" loading="lazy"  alt="[Resim: Bo%C5%9F-Ceviz-%C4%B0%C3%A7in-Kavga1-150x150.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz EbuBekir (r.a), birgün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer,<br />
- Durun ben ikinize de pay edeyim der.<br />
Cevizi kırar, içi boş çıkar.<br />
Mübarek, çocuklara döner; <br />
“Biliyor musunuz” der<br />
“uğruna dövüştüğümüz dünya bu işte..”<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah'ım çevremize karşı gözlerimizde ki perdeyi iyice kaldır]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-allah-im-cevremize-karsi-gozlerimizde-ki-perdeyi-iyice-kaldir</link>
			<pubDate>Sat, 05 Sep 2015 18:29:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=29089">muratcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-allah-im-cevremize-karsi-gozlerimizde-ki-perdeyi-iyice-kaldir</guid>
			<description><![CDATA[Kaldırımda oturur vaziyette el etti ihtiyar..<br />
İki büklüm beli, elinde asası.. Yüzünde derin çizgiler..<br />
Durup, arabaya aldım.<br />
-Nereye gidiyorsun dede ?<br />
-Az ilerdeki kurban kesilen yere bırakırmısın oğlum .?( kapalı semt pazarı )<br />
- Ne yapacaksın orda dede ?<br />
- Belki biraz et verirler.. <br />
- Evin nerede ? <br />
- Zafer mahallesinde..<br />
- E nasıl gideceksin uzak oralar..<br />
- Biraz et bulalımda Allah kerim..<br />
Kısa yol boyu bi kamyon dua etti.. <br />
Dedeyi bıraktıktan sonra aklıma takıldı.. Gideceğim yerdeki işimi alel acele halledip pazara geri döndüm..<br />
Ethem dede pazarın sütünlarından birinin dibine koyduğu çuvala bir poşet koyup, boş başka bir poşetle elinde asa ağır aksak tekrar pazarı turluyor..<br />
<br />
Öbek öbek insanlar karıca misali etleri kesip biçip tasnif ediyor.. İyiler çil çil leğenlerde.. Kemikliler ayrı bir yere yığılmış.. Kantarlar ortada belliki işler sona yaklaşmış.. Birazdan ne var ne yok paylaşılacak..<br />
<br />
Yanına yaklaştığı yerlerde kaçamak bir göz teması kuruyor Ethem dede ..<br />
Bu çok kısa tedirgin " bana verecek bişeyiniz var mı? " sorusu..<br />
Bu göz temasına çok yerde karşılık alamayıp ürkek adımlarla çekilip bir diğerine gidiyor..<br />
<br />
Bu naif sorunun cevabı hiç o çil çil etler olmadı kaç yere gittiyse..<br />
<br />
Kimi göz ucuyla iç yağları işaret etti, bonkör olan bir ikisi bol kemikli birkaç parçayı..<br />
<br />
Eliyle lütfedip veren olmadı..<br />
En son yerde herkesten uzak sahipsiz olduğu belli olan bir işkembeyi cebinden çıkardığı çakı ile kabaca temizleyip poşete koydu..<br />
Ben yarım saate yakın onu farkettirmeden izledim..<br />
<br />
Serde işgüzarlık var.. Bir iki yere " Şu amca yardıma bakınıyor galiba" dedim.<br />
Pek kimse oralı olmadı..<br />
Sana ne? Senin menfaatin ne türünden bakışlar attılar sadece..<br />
<br />
Birkaç kare de fotoğraf çektim..<br />
<br />
Bunun dışında hiç müdahil olmadım.<br />
Onun ve çevresindekilerin yaşadığı sessiz diyaloğu, olup bitenleri bir mimik bile kaçırmadan gözlemeye çalıştım..<br />
Epey sonra, dolaşmaktan yorgun olarak güzgüneşine nazır bir kaldırıma oturunca yanına gidip oturdum..<br />
<br />
- ne yaptın dede ?<br />
Beni tanıdı .. Tekrar gördüğüne mi sevindi, haline mi hüzünlendi bilmem ağlamaya başladı ! <br />
- Çok şükür toparladık bişeyler.. dedi<br />
- hadi o zaman seni evine bırakayım dedim..<br />
Yol boyu bir tır daha dua etti..<br />
<br />
Hikayenin ana fikri ben ne iyi bir insanım değil.. Nefsimiz işin içine bulaşık ettiyse affola..<br />
<br />
Bu yaşadığımı paylaşıp paylaşmama konusunda çok tereddüt ettim..<br />
<br />
Ana fikir şu ki bu bayram biz bol et yiyelim diye emredilmemiş.. Kurban kesme imkanı bulanların büyük bir kısmı zaten normal zamanda da evine et alıp götürme imkanına sahip..<br />
<br />
O dedeye parça kalıntı etleri göz ucuyla işaret edenlerin buğazından kendilerine ayırdıkları löp etler nasıl geçecek bilmiyorum..<br />
<br />
İbadet şuuruyla kurbanlarını kesenler nizami olarak emredildiği gibi üçe tasnif edecekler mi ?<br />
<br />
Hassas Dijital tartı ile etleri aralarında paylaşanlar aynı hassasiyetle ondan ihtiyaç sahiplerinin hakkını ayırmalı değil mi ?<br />
Çevremizdeki Ethem amcalara dikkat edelim..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kaldırımda oturur vaziyette el etti ihtiyar..<br />
İki büklüm beli, elinde asası.. Yüzünde derin çizgiler..<br />
Durup, arabaya aldım.<br />
-Nereye gidiyorsun dede ?<br />
-Az ilerdeki kurban kesilen yere bırakırmısın oğlum .?( kapalı semt pazarı )<br />
- Ne yapacaksın orda dede ?<br />
- Belki biraz et verirler.. <br />
- Evin nerede ? <br />
- Zafer mahallesinde..<br />
- E nasıl gideceksin uzak oralar..<br />
- Biraz et bulalımda Allah kerim..<br />
Kısa yol boyu bi kamyon dua etti.. <br />
Dedeyi bıraktıktan sonra aklıma takıldı.. Gideceğim yerdeki işimi alel acele halledip pazara geri döndüm..<br />
Ethem dede pazarın sütünlarından birinin dibine koyduğu çuvala bir poşet koyup, boş başka bir poşetle elinde asa ağır aksak tekrar pazarı turluyor..<br />
<br />
Öbek öbek insanlar karıca misali etleri kesip biçip tasnif ediyor.. İyiler çil çil leğenlerde.. Kemikliler ayrı bir yere yığılmış.. Kantarlar ortada belliki işler sona yaklaşmış.. Birazdan ne var ne yok paylaşılacak..<br />
<br />
Yanına yaklaştığı yerlerde kaçamak bir göz teması kuruyor Ethem dede ..<br />
Bu çok kısa tedirgin " bana verecek bişeyiniz var mı? " sorusu..<br />
Bu göz temasına çok yerde karşılık alamayıp ürkek adımlarla çekilip bir diğerine gidiyor..<br />
<br />
Bu naif sorunun cevabı hiç o çil çil etler olmadı kaç yere gittiyse..<br />
<br />
Kimi göz ucuyla iç yağları işaret etti, bonkör olan bir ikisi bol kemikli birkaç parçayı..<br />
<br />
Eliyle lütfedip veren olmadı..<br />
En son yerde herkesten uzak sahipsiz olduğu belli olan bir işkembeyi cebinden çıkardığı çakı ile kabaca temizleyip poşete koydu..<br />
Ben yarım saate yakın onu farkettirmeden izledim..<br />
<br />
Serde işgüzarlık var.. Bir iki yere " Şu amca yardıma bakınıyor galiba" dedim.<br />
Pek kimse oralı olmadı..<br />
Sana ne? Senin menfaatin ne türünden bakışlar attılar sadece..<br />
<br />
Birkaç kare de fotoğraf çektim..<br />
<br />
Bunun dışında hiç müdahil olmadım.<br />
Onun ve çevresindekilerin yaşadığı sessiz diyaloğu, olup bitenleri bir mimik bile kaçırmadan gözlemeye çalıştım..<br />
Epey sonra, dolaşmaktan yorgun olarak güzgüneşine nazır bir kaldırıma oturunca yanına gidip oturdum..<br />
<br />
- ne yaptın dede ?<br />
Beni tanıdı .. Tekrar gördüğüne mi sevindi, haline mi hüzünlendi bilmem ağlamaya başladı ! <br />
- Çok şükür toparladık bişeyler.. dedi<br />
- hadi o zaman seni evine bırakayım dedim..<br />
Yol boyu bir tır daha dua etti..<br />
<br />
Hikayenin ana fikri ben ne iyi bir insanım değil.. Nefsimiz işin içine bulaşık ettiyse affola..<br />
<br />
Bu yaşadığımı paylaşıp paylaşmama konusunda çok tereddüt ettim..<br />
<br />
Ana fikir şu ki bu bayram biz bol et yiyelim diye emredilmemiş.. Kurban kesme imkanı bulanların büyük bir kısmı zaten normal zamanda da evine et alıp götürme imkanına sahip..<br />
<br />
O dedeye parça kalıntı etleri göz ucuyla işaret edenlerin buğazından kendilerine ayırdıkları löp etler nasıl geçecek bilmiyorum..<br />
<br />
İbadet şuuruyla kurbanlarını kesenler nizami olarak emredildiği gibi üçe tasnif edecekler mi ?<br />
<br />
Hassas Dijital tartı ile etleri aralarında paylaşanlar aynı hassasiyetle ondan ihtiyaç sahiplerinin hakkını ayırmalı değil mi ?<br />
Çevremizdeki Ethem amcalara dikkat edelim..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>